Etiket arşivi: ABD

Başkan Obama’nın West Point’de Yaptığı Konuşma

8 Haziran 2014

Başkan Obama’nın dış politikasına yöneltilen eleştirilere daha önceki bazı yazılarımda değinmiştim. Kendisi, 28 Mayıs 2014 tarihinde, ABD’nin ünlü West Point Askeri Akademisinde yaptığı konuşmada dış politika vizyonunu bir kez daha açıklayarak eleştirilere yanıt verdi. Bu konuşmanın geniş bir özetini aşağıda sunuyorum:
• 2009’da West Point’de ilk kez konuştuğumda Irak’ta 100,000’den fazla askerimiz vardı. Afganistan’da kuvvet artırımına gitmeye hazırlanıyorduk. Terörle mücadele alanındaki çabamız El Kaide’nin 11 Eylül saldırılarını gerçekleştiren çekirdek kadrosu üzerine odaklanmıştı. Ülkemiz 1929’daki Büyük Buhran’dan sonraki en kötü ekonomik krizden çıkmaya henüz başlıyordu. Okumaya devam et

Suriye’de Hangi Noktadayız ?

5 Haziran 2014

Ukrayna krizi Suriye iç savaşını hiç değilse bir süre için geri plana itti. Çünkü bunlardan birincisi Soğuk Savaşı geride bırakmış olduğuna inanılan Avrupa’da, ikincisi ise çatışma ve karmaşanın sürekli egemen olduğu Orta Doğu’da. Avrupa’daki bu tür bir bunalım bir anda küresel gündemin en üst sırasına çıkabiliyor, bölgemizde ise birçok şey kanıksanabiliyor…
Kanımca BM-Arap Ligi Suriye Özel Temsilcisi Lakhdar Brahimi’nin 13 Mayıs 2014 tarihinde, selefi Kofi Annan gibi görevi bırakmış olması önemli bir siyasi gelişmedir. Kendisinin istifasından sonra Al-Monitor’ın Yazı İşleri Müdürü Andrew Parasiliti’ye verdiği mülakata geçmeden önce satırbaşları halinde Suriye bağlamında dikkat çeken birkaç noktaya değineyim: Okumaya devam et

Küresel Denge – 5: Oyunun Kuralları

(Bu yazı dostum Emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’la birlikte kaleme alınmıştır.)

2 Haziran 2014

Bundan önceki dört yazımızda küresel dengenin baş aktörleri ve güncel sorunlar bağlamında bunlar arasındaki ilişkiler üzerinde durmuştuk. Bu “dizi”deki beşinci ve sondan bir önceki yazımızda, satır başları halinde, bu güçler arasındaki münasebetlerde öne çıkan özelliklere ve uluslararası düzenin kurumsal yapısına ilişkin bazı gözlemlerde bulunacağız. Sonra da bunlardan bazı neticeler çıkarmaya çalışacağız. Okumaya devam et

Küresel Denge ve Baş Aktörleri – 4: Avrupa Birliği, NATO ve Diğerleri

(Bu yazı dostum Emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’la birlikte kaleme alınmıştır.)

26 Mayıs 2014

Çin’e ilişkin yazımızda, bu ülkenin öngörüleri çok aşan ekonomik ilerlemesinin kendisi bakımından bir “yumuşak güç açığı” yarattığını düşünenler olduğuna değinmiştik. AB ekonomik açıdan ilk üç arasında; yumuşak güç bakımından ise başat küresel aktör. Çünkü demokrasi ve insan hakları bahsinde en ileri değerlerin savunucusu Avrupa. Ama bu iki özelliği, onu gerektiğinde küresel siyasete yön verecek ağırlığı koyabilen bir oyuncu yapmaya yetmiyor. Bunun da başlıca nedeni, kurumlarına diğer alanların yanı sıra dış ve güvenlik politikalarında belirli yetkiler tanınmış olsa da, AB’nin ulusal egemenliklerine sıkıca sarılan 28 ülkeden oluşması; kriz durumlarında hızla karar alamayışı; aldığı kararların arkasında kuvvetle duracak siyasi ve askeri güce sahip bulunmayışı. Okumaya devam et

Küresel Denge ve Baş Aktörleri – 3: ABD

(Bu yazı, dostum Emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’la birlikte kaleme alınmıştır.)

21 Mayıs 2014

Soğuk Savaş sonrası dönemin ABD cephesine bakıldığında, 11 Eylül terör saldırılarının Vaşington’un dünyaya bakışında bir dönüm noktası olduğu tartışma götürmez. Bu saldırılar o tarihte ABD’ne karşı, çok sınırlı bir radikal çevre dışında, tüm dünyada büyük bir sempatinin doğmasına neden olmuştu.
Ancak, sekiz yıllık Bush Yönetimi, bu sempatinin ABD çıkarları ve daha yapıcı bir dünya düzeni için yarattığı avantajı değerlendirememiştir. Uluslararası sorunların aşılması için gerekli çok taraflı işbirliği ihtiyacını göz ardı edebilmiştir. Kendi karar ve eylemlerine uluslararası toplumu ortak etme çabalarında gecikmiş ve inandırıcı olmamıştır. Okumaya devam et

Küresel Denge ve Baş Aktörleri –2: Çin

(Bu yazı, dostum Emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’la birlikte kaleme alınmıştır.)

18 Mayıs 2014

“Küresel düzen değişmekte…” cümleciğini duyduğumuzda ilk akla gelen Çin Halk Cumhuriyeti.
Henry Kissinger, 1970’lerin başında, ABD ile Çin arasında diplomatik ilişki kurulmasında önemli rol oynamış bir siyaset adamı ve düşünür olduğu için yazımıza, kendisinin 2011 yılında yayınlanan “Çin Üzerine”(On China) başlıklı kitabından, bu ülkenin zengin tarihi geçmişine vurgu yapan bir alıntı ile başlamakta yarar gördük. Kissinger şöyle demektedir:
“Hiçbir başka ülke, bu kadar sürekli bir uygarlığa ya da kadim tarihi geçmişiyle, stratejinin ve devlet adamlığının klasik ilkeleriyle böylesine yakın bir bağa sahip olamamıştır. Okumaya devam et

Küresel Denge ve Baş Aktörleri – 1: Rusya

(Bu yazı, dostum Emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’la birlikte kaleme alınmıştır. Bu ve onu izleyecek birkaç yazımızda değişmekte olan küresel dengelere ilişkin gözlemlerimizi sizlerle paylaşmaya çalışacağız.)

11 Mayıs 2014

Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinin tamamlanmasıyla, İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen dönemde Doğu-Batı ilişkilerine egemen olan Soğuk Savaş sona erdi. Yaklaşık yarım asır boyunca küresel kuvvet ilişkilerine hakim olan yapıların uğradığı köklü dönüşüm sonucu iki kutuplu dünya düzeni yerini ABD’nin merkezini oluşturduğu tek süper güçlü bir düzene bıraktı. Ne var ki, 11 Eylül 2001’de ABD’yi kendi topraklarında vuran terör eylemleri, Afganistan’a askeri müdahale, Irak’ın işgali, ABD’nin savaş yorgunluğu ve kuşkusuz bunların da katkısı olan küresel ekonomik kriz tek kutuplu dönemin uzun ömürlü olmasına izin vermedi. Böyle bir küresel üstünlüğün ilelebet korunması esasen olanaklı değildi. Okumaya devam et

İsrail-Filistin Barış Sürecinde “Ara”

3 Mayıs 2014

İsrail’le Filistin arasında 29 Temmuz 2013 tarihinde başlamış olan barış görüşmeleri için belirlenmiş dokuz aylık süre 29 Nisan 2014 günü doldu. Hedef hiç değilse nihai çözüme ilişkin bir çerçeve üzerinde anlaşılmasıydı ama bu dahi sağlanamadı. İyimser bir tanım kullanmak istiyorsak görüşmelere “ara verildiğini”, karamsar bir tanım kullanmak istiyorsak “yeni bir kopma yaşandığını” söyleyebiliriz. Son yazımda, İsrail ile Filistin’in zaman zaman ABD’ni de adeta barış sürecin üçüncü bir tarafı telakki edip onunla da müzakere etme eğiliminde olduklarına, bunun da ABD yönetiminde artan bir bıkkınlık yaratmış olduğuna değinmiştim. Okumaya devam et

İsrail-Filistin Barış Süreci/Kısır Döngüsü

23 Nisan 2014

29 Temmuz 2013 tarihinde Vaşington’da başlamış olan İsrail-Filistin barış görüşmeleri için belirlenmiş olan dokuz aylık süre 29 Nisan 2014’de doluyor. Diplomatik süreçler için kesin zaman dilimlerinin belirlenmesi isabeti tartışılabilir bir yöntem. Buna, uzayıp giden ihtilafların çözümünde neticeye ulaşmak, taraflar üzerinde baskı yaratmak amacıyla başvuruluyor. Orta Doğu barış görüşmelerinde, P5+1 ile İran arasında sürdürülmekte olan müzakerelerde bu yola gidildi. Bu yöntemin kötü yanı, sürecin öngörülen zaman diliminde hedefine ulaşamaması durumunda düş kırıklığının ve çoğu zaman da gerilimin artması. Okumaya devam et

Ukrayna Krizi – 4

20 Nisan 2014

ABD, AB, Rusya ve Ukrayna, 17 Nisan 2014 tarihinde Cenevre’de, yedi saatlik bir toplantı sonunda Ukrayna’da “gerilimi düşürmeye ve bütün Ukrayna vatandaşlarının güvenliğini sağlamaya yönelik ilk somut adımlar” üzerinde mutabık kaldılar ve bunları yazılı bir açıklamayla kamuoyuna duyurdular. Rusya da böylelikle bugüne kadar teması reddettiği Yanukoviç sonrası Kiev yönetimi ile ilk kez masaya oturmuş oldu. Bir sayfalık ortak açıklama, kelimesi kelimesine olmasa da, şöylece tercüme edilebilir: Okumaya devam et