Küresel Denge – 5: Oyunun Kuralları

(Bu yazı dostum Emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’la birlikte kaleme alınmıştır.)

2 Haziran 2014

Bundan önceki dört yazımızda küresel dengenin baş aktörleri ve güncel sorunlar bağlamında bunlar arasındaki ilişkiler üzerinde durmuştuk. Bu “dizi”deki beşinci ve sondan bir önceki yazımızda, satır başları halinde, bu güçler arasındaki münasebetlerde öne çıkan özelliklere ve uluslararası düzenin kurumsal yapısına ilişkin bazı gözlemlerde bulunacağız. Sonra da bunlardan bazı neticeler çıkarmaya çalışacağız.
• Öncelikle belirtelim ki, küresel düzenin sorumluları sadece ABD, AB, Çin ve Rusya değildir. Hindistan, Japonya, Brezilya, Güney Afrika, Meksika gibi ülkelerin ve başkalarının da, farklı özellik ve ağırlıklarıyla, bu bağlamda dikkate alınması gerekir. Nitekim bir dönemde sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ön planda idi. Değişen dünya koşullarına rağmen BM’nin kurumsal yapısının yenilenememesi, G-7’nin,G-8’in ve G-20’nin ortaya çıkmasıyla dengelenmeye çalışılmıştır. Küresel barış ve istikrarın sağlanmasında uluslararası örgütlere kuşkusuz önemli görevler düşmektedir. Ancak hayatın gerçeği, bu örgütlerin üye ülkelerde mevcut uzlaşma/işbirliği iradesinin belirlediği sınırlar dışına çıkamadıkları, çoğu zaman “günah keçisi” yapıldıklarıdır.
• Çin’in yükselişiyle birlikte küresel dikkat Asya’ya yoğunlaşmaya başlamıştı. Nitekim ABD dış politikasının ağırlık merkezini Asya’ya kaydırmak istediğinin işaretlerini vermekte ancak bunda bazı zorluklarla karşılaşmaktadır.
• Soğuk Savaş sonrası dönemde ortaya çıkan tek kutuplu/süpergüçlü düzen artık geride kalmıştır. Bugünün gerçeği çok kutuplu bir dünyadır. Bu dünyada en ön planda olanlar ABD ve Çin’dir. Onların hemen arkasından Rusya gelmektedir.
• Bu üç ülkeden hiçbiri, diğerlerinin yakın çevresinde dayatmalarda bulunmak, bu bölgelere geniş çaplı askeri konuşlandırmalar yapmak olanağına sahip değildir. Rusya ve Çin’in kara komşusu olmaları durumu ayrıdır.
• Soğuk Savaşın iki kutuplu dünyasının baş aktörleri ABD ve SSCB idi ve onlar Çin’i yanlarına çekmek peşindeydi. Şimdi Rusya ve Çin rol değiştirmiş gibiler. Ancak, Soğuk Savaş döneminin kutupları arasındaki husumet, bugün Çin ve ABD arasındaki rekabetten farklı bir niteliğe sahipti.
• Güvenlik Konseyi’nin Libya’ya askeri müdahale kapısı açan 1973 sayılı kararı oylanırken Rusya ve Çin çekimser kalmışlardı. İngiltere, Fransa ve ABD bu kararı, çizilen sınırın dışına çıkan biçimde uyguladılar. Bu nedenle Rusya ve Çin’den eleştiri aldılar. O tarihten bu yana iki küresel güç Suriye’ye ilişkin oylamalarda birlikte hareket etmişler ve Batı’ya hareket serbestisi tanımamışlardır.
• Cumhurbaşkanı Putin’in Çin’e yaptığı ziyaret sırasında iki ülke, 2018’den itibaren Rusya’dan Çin’e doğalgaz sevkiyatına başlanmasını öngören 30 yıl süreli bir anlaşmayı imzaladılar. Müzakeresi yıllardır süren 400 milyar dolarlık anlaşmanın özellikle doğalgazın Ukrayna krizi nedeniyle ekonomik baskı aracı niteliği kazanmış olduğu bir dönemde imzalanmış olması önemlidir. Zira bu boyutuyla anlaşma, bir güven arttırıcı önlem niteliği kazanmaktadır.
• Çin bu anlaşma ile enerji ihtiyacının karşılanmasında önemli bir adım atmış, Rusya da pazarını genişletmiş oluyor. Ancak anlaşmanın bunun ötesinde siyasi bir anlam taşıdığında kuşku yok.
• Rusya Çin’le ilişkilerinde böyle bir hamle yapmış görünürken ABD’nin Çin’le münasebetleri Çin’in Japonya, Filipinler ve Vietnam’la deniz yetki alanlarına, adalar üzerindeki egemenlik haklarına ilişkin sorunlar nedeniyle, siber casusluk suçlamalarıyla biraz gerilmiş durumda. Ama her iki taraf da kontrollü olmaya özen gösteriyor.
• Çin’in artan ekonomik ve askeri gücünün ve bunu yansıtma potansiyelinin özellikle ABD’ni kaygılandırıldığı görülüyor. Böyle bir potansiyel olduğunda kuşku bulunmamakla birlikte Çin’in sicili bunu teyit etmiyor. Ancak ihtiyatlılık dış ve güvenlik politikalarının temel taşıdır.
• Ukrayna bunalımı ise ABD-Rusya ilişkileri bakımından önemli bir geri gidiş olmuş, “reset” daha zor hale gelmiştir.
• ABD, Çin ve Rusya’nın bundan böyle birbirlerini kollayacakları, diğer iki gücü birlikte karşılarına almamaya ve yalnız kalmamaya özen gösterecekleri söylenebilir. Bunun, Avrupa ve Asya’daki ittifak ilişkileri nedeniyle ABD bakımından biraz daha zor olacağı izlenimindeyiz.
• Başkan Obama’nın siyasi/diplomatik çözümlere ağırlık veriyor olması küresel barış ve uzlaşı için bir fırsattı. Bu fırsat görülebildiği kadarıyla değerlendirilememiş, belki de zafiyet olarak algılanmıştır. Bu bir kayıptır
• Ukrayna krizi, birbiriyle çelişkili görünen iki hususu ortaya koydu. Bir yandan Avrupa’yı olası bir Rus tehdidine karşı uyardı. Öte yandan Avrupa’nın Rusya’ya karşı ABD ile tam bir ittifak içinde olmayabileceğini gösterdi. Bu herhalde önümüzdeki dönemin ilgi çekici konularından biri olacak. Bu bağlamda Almanya’nın tutumu ilgi ile izlenecek. İngiltere Parlamentosu Suriye’ye müdahale konusunda hükümetini desteklemedi. Gerçi Obama da daha sonra müdahaleden vazgeçti ama Parlamentonun tutumu, yıllardır hep ABD ile birlikte hareket etmiş olan İngiltere bakımından dikkat çekiciydi. Fransa ise son dönemde ABD ile birlikte hareket etmeye daha fazla özen gösterdiği izlenimini vermekte.
• Uluslararası gündemin en üst sıralarında bulunan sorunlara bir anlamda yapay öncelikler tanındığı düşünülebilir.
• El Kaide veya benzerleri Afganistan’dan sonra Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de, Libya’da yerleşmekte, Afrika’daki varlığını artan biçimde hissettirmektedir. Nijerya’da Boko Haram kız öğrencileri kaçırmakta, yerlerinin okul değil evleri olduğunu, onları satacağını söyleyebilmekte, bombalı eylemlerde yüzlerce kişiyi öldürebilmektedir. Pakistan’da bir aile öz kızının canını en gaddar biçimde alabilmektedir. Avrupa’da ise aşırı sağ yükseliştedir. Bu tablo, başka sorunlar üzerindeki çatışmaların geride bırakılarak terör ve aşırılıkla mücadeleyi ve kültürler çatışmasını önlemeyi hedefleyen küresel bir koalisyon oluşturulması için fazlasıyla yeterli bir gerekçedir. Bu, “Medeniyetler İttifakı” türü projelerin çok ötesinde bir uluslararası bilinçlenmeyi gerektirmektedir.
• Dünyada liderlik kapasitesine sahip ülkeler büyük travmalar sonrasında bir araya gelerek bunların tekrar yaşanmaması için, çoğu kez başarılı olmayan, işbirliği girişimleri başlatmışlardır. Napolyon’un nihai olarak yenilmesinden sonra toplanan 1814 Viyana Kongresi, Birinci Dünya Harbi sonrasında Milletler Cemiyeti’nin ve İkinci Dünya Harbi sonrasında Birleşmiş Milletler’in (BM) kurulmaları bunun örnekleridir. Ukrayna bunalımı ve Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı bu tür bir küresel travma olmamasına rağmen bir “birlikte düşünme egzersizine” ihtiyaç bulunduğunu çarpıcı biçimde ortaya koyan bir gelişmedir.
• Böyle bir “birlikte düşünme egzersizi”nin gündeminde Birleşmiş Milletler reformundan, yeni bir Helsinki Nihai Senedine veya onun bugünün koşullarına uyarlanarak güncellenmesine uzanan bir dizi küresel barış ve istikrarı güçlendirecek husus yer alabilir. Küresel ekonominin selameti tüm ulusları ilgilendirdiği cihetle bu da çalışmanın bir boyutunu oluşturabilir.
• Böyle bir çaba için ilk akla gelen BM olmakla birlikte örgütün kendi gündemi, belirli bir rutine fazlaca angaje olmuş yapısı bunun için pek uygun düşmeyebilir. “Uluslararası meşruiyet” katılımcıların sayısı ile yakından bağlantılı olduğu için G-20 veya genişletilmiş bir G-20 (G-20+) öngörülebilir.
• Böyle bir düşüncenin yaşama geçirilmesi için elbette öncelikle böyle bir çabaya ihtiyaç bulunduğunun kabulü gerekir. Bu da kuşkusuz öncelikle Batı’nın, kendine özgü çok sesliliği çerçevesinde meseleyi kendi içinde tartışmasına, bunun sonucunda bir mutabakata varılması durumunda da böyle bir birlikte düşünme çabasının, bir zaaf belirtisi değil geleceğe bir yatırım olduğunu vurgulayarak bunu Çin ve Rusya’ya önermesine bağlıdır.

Yukarıda özetle sıraladığımız gözlemleri yazımızın başlığı olan “oyunun kuralları” teması ile bütünleştirdiğimizde şu ilave hususlara da yer vermemiz gerekecektir:

• Çağımızın teknolojik atılımından fazlasıyla payını almış olan silahlar daha da öldürücü ve kitlesel yok edici hale geldiğinden, yakın tarihte yaşanan savaşların yol açtığı topyekun imha sonrası insanlığın belleğine kazınan “çatışmadan kaçınma” görülebilir gelecekte de oyunun temel kuralı olma niteliğini koruyacaktır.
• Çatışmadan kaçınmayı gerçekçi bir hedef halinde tutabilmek, siyasi ve ekonomik gücün yeterli, inandırıcı ve sürdürülebilir bir askeri güçle desteklenmesini gerektirecektir. Siyasi jargonda hayli popüler olan “yumuşak güç” kavramı ve yeteneği çatışmadan kaçınma ve çatışma olasılığını caydırmak bakımından “sert gücün” yerine ikame edilemeyecektir. Bu değerlendirme, yumuşak gücün yerel ya da bölgesel siyasi istikrarı sağlamak ve idame ettirmekte vazgeçilmez bir enstrüman ve özendirme aracı olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir.
• Devletlerarası ilişkilerde siyasi/ekonomik rekabet, çatışmadan kaçınma ölçüsünde söz konusu ilişkilerin niteliğini ve muhtevasını tayin etmektedir. Gücün egemen olduğu küresel düzende devletlerin otonomilerini pekiştirmek amacıyla doğal kaynaklara erişim özgürlüklerini korumak ve geliştirmek, çevrelerinde istikrar çemberi oluşturmak için nüfuz alanları yaratmaları meşru olduğu kadar gereklidir. Bu bağlamda, sağlıklı rekabetin çatışmaya dönüşmemesi, devlet yönetiminin yasalarla tarif edilmiş ve sınırlanmış bir çerçevede icra edilmesi suretiyle sağlanabilir ki, bunun garantisi demokrasi rejimidir.
• Rekabet olgusunun yönlendirdiği siyasi ilişkiler gerek güvenlik arayışları gerek düzenin kurallarını belirleme ihtiyacı nedenleriyle koalisyonlar kurmayı tarih boyunca zorunlu hale getirmiştir. Çağımızın yer yer bunalımlara yol açan sorunlarını yönetebilmek koalisyonlarla birlikte hareket edebilmeyi daha da kaçınılmaz kılmış, bu girişimde başarılı olamayan devletler başkalarının siyasi senaryolarının yalnızlaştırılmış ikincil oyuncusu haline gelmişlerdir. Ayrıca, söz konusu sorunların karmaşık mahiyeti, sabit kompozisyonlu koalisyonların yanı sıra sorunun niteliğine ve konumuna göre şekillenen “gönüllüler” veya “değişken geometri” koalisyonlarını siyasi jargona eklemiştir. Gelecekte de böyle koalisyonları kurabilme, kuruluşuna ve işleyişine öncülük edebilme güçlüyle güçsüzü birbirinden ayıran bir “oyun kuralı” olarak kalacaktır.
• Gerek yumuşak gerek sert gücün kullanımında devletlerin vazgeçilmez pusulası eskiden olduğu gibi şimdi ve gelecekte de “meşruiyet” olacaktır. Devletler eylemlerine kendiliklerinden meşruiyet kazandırmaları söz konusu olamayacağından bunu devletler hukukunun yazılı olan kuralları ve örf/adet hukukundan sağlamaları ilkesi değişmeyecektir. Meşruiyetin kurumsal plandaki kaynağı sayılan BM’nin ve özellikle Güvenlik Konseyi’nin kararları önemini koruyacak, ancak uluslararası güç merkezlerinde, yukarıda değindiğimiz kapsamdaki değişikliklerin BM’nin karar alma otoritesine ve yöntemlerine yansıtılmasında yaşanmakta olan sıkıntıların giderilememesi, Örgüt’ün zaman içerisinde kendisinin meşruiyetinin sorgulanmasına yol açabilecektir.
• Devletler meşruiyet yanı sıra aldıkları kararların kamuoyları tarafından “ahlaki” olarak algılanmasına ve kabul edilmesine de önem vermeyi sürdüreceklerdir. Bu bakımdan moral üstünlüğün kamuoylarının aklını ve kalbini kazanmanın en değerli bir öğesi olma niteliğinin önümüzdeki dönemde artacağını söyleyebiliriz.
• Söz kamuoylarından açıldığında yine günümüzde sıkça kullanılan “uluslararası toplum” kavramına da değinmek durumundayız. Uluslararası toplum devletlerin oluşturduğu bir kompozisyon olduğu kadar, kamuoylarının belirli gelişmeler karşısında yarattıkları ortak paydalarda da temsil edilmektedir. Söz konusu ortak paydalar ulusal sınırları aşan, çağımızın en etkin ve en yeni siyaset yapma gücü sayılan “sivil toplum” tarafından oluşturulmaktadır. Sivil toplumun işlevselliğini sağlayan iletişim teknolojisinde ve vasıtalarında yaşanan devrimsel gelişmelerin yanı sıra “medya”nın kazandığı ilave etkinliğin, siyaset yapma süreçlerinde ve “oyunun kuralları”nda önemli bir değişim nedeni olacağını da kaydetmeliyiz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s