Başkan Obama’nın West Point’de Yaptığı Konuşma

8 Haziran 2014

Başkan Obama’nın dış politikasına yöneltilen eleştirilere daha önceki bazı yazılarımda değinmiştim. Kendisi, 28 Mayıs 2014 tarihinde, ABD’nin ünlü West Point Askeri Akademisinde yaptığı konuşmada dış politika vizyonunu bir kez daha açıklayarak eleştirilere yanıt verdi. Bu konuşmanın geniş bir özetini aşağıda sunuyorum:
• 2009’da West Point’de ilk kez konuştuğumda Irak’ta 100,000’den fazla askerimiz vardı. Afganistan’da kuvvet artırımına gitmeye hazırlanıyorduk. Terörle mücadele alanındaki çabamız El Kaide’nin 11 Eylül saldırılarını gerçekleştiren çekirdek kadrosu üzerine odaklanmıştı. Ülkemiz 1929’daki Büyük Buhran’dan sonraki en kötü ekonomik krizden çıkmaya henüz başlıyordu.
• Dört buçuk yıl sonra bu manzara değişmiştir. Irak’tan askerlerimizi çektik. Afganistan’daki savaşımızı bitiriyoruz. El Kaide’nin Pakistan ile Afganistan’ın sınır bölgelerindeki liderlik kadrosu imha edildi. Usame bin Ladin artık yok. Bütün bunlar olurken, yatırımlarımızı Amerika’nın temel güç kaynaklarından biri olan ekonomiye odaklandırdık.
• Aslında ABD hiç bu kadar güçlü olmamıştır. Bunun aksini savunanlar – ABD’nin inişte olduğunu, küresel liderliği elinden kaçırdığını söyleyenler – ya tarihi yanlış okuyorlar ya da partizanca konuşuyorlar.
• Askeri gücümüze yaklaşan bir başkası yok. Bir başka ulusun ülkemize karşı doğrudan bir tehditte bulunması düşük bir olasılık ve Soğuk Savaş döneminde karşılaştığımız tehlikelerle kıyaslanamayacak kadar alt düzeyde.
• Ekonomimiz dünyanın en dinamik olanı. Girişimcilerimiz dünyanın en yenilikçisi. Her yıl enerji bağımlılığımızı azaltıyoruz.
• Avrupa’dan Asya’ya tarihte eşi görülmemiş bir ittifaklar ağının merkezindeyiz.
• Ülkemizin temel değerleri dünyanın dört bir yanındaki liderlere, parlamentolara ve meydanlardaki hareketlere ilham vermeye devam ediyor.
• Dünya yardıma ihtiyaç duyduğunda daima Amerika’ya bakıyor. Dolayısıyla ABD vazgeçilmez ülke olmak özelliğini koruyor. Bu geçen yüzyılda böyleydi, gelecek yüzyılda da böyle olacak.
• Ama dünya artan bir hızla değişiyor. Sorun da bu değişime nasıl tepki verileceği.
• Bir kesim, bizim güvenlik veya refahımızı doğrudan ilgilendirmediği sürece dış sorunlara taraf olmamamız gerektiğini savunuyor. Kendisini “gerçekçi” olarak nitelendiren bu kesim Suriye, Ukrayna ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki sorunları çözmenin bize düşmediği kanısında.
• Sağ ve sol kesimden “müdahaleciler” ise, bu sorunlara gözümüzü kapatmanın bizim için tehlike yaratacağını, ABD’nin kuvvet kullanmasının kaosu önlemenin tek yolu olduğunu, Suriye’deki zulme veya Ukrayna’daki Rus tahriklerine karşı sessiz kalmanın sadece vicdanlarımızı rahatsız etmekle kalmayıp saldırganlığı tırmandıracağını söylüyorlar.
• Bana göre bu iki görüşten hiçbiri günümüzün ihtiyaçlarına tam olarak yanıt veremiyor. 21inci yüzyılda kendi kabuğuna çekilmenin Amerika için bir seçenek olmadığı açık. Sınırlarımızın ötesinde olanları görmezden gelemeyiz.
• Ancak, sınırlarımızın ötesinde barış ve özgürlüğü aramak her sorunun mutlaka bir askeri çözümü olduğu anlamına gelmiyor. İkinci Dünya Harbinden bu yana en yüksek bedeli ödediğimiz yanlışların nedeni itidal göstermiş olmamız değil, sonucu fazla düşünmeden askeri maceralara atılmamızdır. Uluslararası desteğin ve meşruiyetin gereklerini yerine getirmemiş olmamızdır.
• Benim tutumumun özü şudur: ABD daima dünyaya önderlik etmelidir. Bunu biz yapmazsak başkaları yapamaz. Ancak askeri güç, önderliğimizin yegane, hatta öncelikli aracı olamaz. En iyi çekiç elimizde olduğu için her sorunu bir çivi olarak göremeyiz.
• ABD, temel çıkarlarımız gerektirdiğinde, yani halkımız tehdit edildiğinde, yaşamımızı sürdürmemiz veya müttefiklerimizin güvenliği tehlikeye girdiğinde, icabında tek taraflı olarak, kuvvet kullanacaktır. Ancak, bu gibi durumlarda dahi tepkimizin orantılı, etkili ve hakça olması gerekir. Uluslararası kamuoyu elbette önemlidir ama halkımızı, vatanımızı ve yaşam biçimimizi korumak için asla kimseden izin almayız.
• Diğer yandan, küresel kaygıya neden olan sorunlar ABD’ne doğrudan bir tehdit oluşturmuyorsa; çıkan bunalımlar vicdanlarımızı rahatsız etmekle veya dünyayı daha tehlikeli bir yöne itmekle birlikte bizi doğrudan tehdit etmiyorsa, o zaman askeri müdahale eşiğimiz biraz daha yüksek olmalıdır. Böyle durumlarda yalnız hareket etmemeliyiz. Aksine, müttefiklerimizi, ortaklarımızı kolektif bir tutum için seferber etmeye çalışmalıyız. Elimizdeki araçları, diplomasiyi, yaptırımları ve tecridi kapsayacak şekilde çeşitlendirmeliyiz.
• Görülebilir bir gelecek için ABD’ne ülkemizde ve dışarıda yönelebilecek en doğrudan tehdit terörizmdir. Ancak teröristleri barındıran her ülkenin işgal edilmesi gibi bir yaklaşım düşünülemez. Terörle mücadele stratejimiz, Irak ve Afganistan’daki deneyimlerimiz de dikkate alınmak suretiyle, teröristlerin yuvalanabileceği ülkelerle daha yakın işbirliğine dayandırılmalıdır.
• Günümüzde esas tehdidin el Kaide’nin merkezi liderlik kadrosundan değil, birçok ülkeye dağılmış ve yerel gündemleri bulunan el Kaide bağlantılı veya aşırı gruplardan kaynaklanıyor olması böyle bir strateji gerektirmektedir. Askeri gücümüzü fazla dağıtmadan ve yerel duyarlılıklara neden olmadan tehditleri bertaraf etmenin yolu budur. Terörle mücadelede müttefiklere ihtiyacımız vardır. Böyle müttefiklerimizi güçlendirmeliyiz. Afganistan’da yaptığımız da budur.
• Afganistan’da, müttefiklerimizle birlikte el Kaide’nin çekirdek kadrosuna büyük darbeler indirdik. Şimdi Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da ortaya çıkan yeni tehditlere eğilmek durumundayız. Bu amaçla Asya’dan Afrika’ya uzanan bir işbirliği ağı kuruyoruz. Beş milyar dolarlık “Terörle Mücadelede Ortaklık Fonu”nun buna destek olmasını öngörüyoruz.
• Bu çabalarımızın odak noktası Suriye olacaktır. Maalesef burada kolay bir askeri çözüm yok. Ben başkan olarak, askerlerimizi giderek bir mezhep savaşına dönüşen bu çatışmanın ortasına atmamaya karar verdim ve bu kararın doğruluğuna inanıyorum. Bu elbette bir diktatöre karşı ayaklanmış Suriye halkına yardım etmemek anlamına gelmiyor. Suriyelilere kendi geleceklerini belirleme yolunda yardımcı olurken, ülkedeki kaos ortamından yararlanarak kendilerine yer bulan aşırıları da buradan çıkarmalıyız.
• Bugün açıklamış olduğum yeni kaynağın (Terörle Mücadelede Ortaklık Fonu) sağlayacağı imkanlarla, Suriye’nin komşuları olarak bir yandan sığınmacı sorunlarıyla diğer yandan da Suriye sınırlarındaki teröristlerle uğraşmak durumunda olan Ürdün, Lübnan, Türkiye ve Irak’a daha fazla yardım yapacağız.
• Terörle mücadele konusunda tesis etmeye çalıştığımız ortaklıklar gerektiğinde doğrudan harekete geçmemize engel teşkil etmeyecektir. Ancak eylemlerimiz behemehal değerlerimize uygun olacaktır. Savaşta karşımızda olanlara yeni düşmanlar eklememeye, eylemlerimizin haklılığının açıklanabilir, anlaşılabilir olmasına özen göstereceğiz.
• ABD İkinci Dünya Harbini takiben barışın korunmasına ve insanlığın ilerlemesine olanak verecek bir uluslararası yapının şekillenmesine katkıda bulunmuştur. NATO, BM, Dünya Bankası, IMF gibi kurumlar mükemmel olmasalar bile ilave bir güç kaynağı olmuşlardır. Bu kurumlar sayesinde ABD’nin tek taraflı müdahalelerde bulunması ihtiyacı azalmış, başka ülkeler de itidalli hareket etmiştir.
• Ancak şimdi dünya değiştiğine göre bu yapının da değişmesi gerekmektedir.
• Kimileri çok taraflılığın önemini küçümsüyorlar. BM gibi uluslararası kurumlar bünyesinde işbirliğinde bulunmayı bir zaaf belirtisi olarak algılıyorlar. Oysa Ukrayna’da Rusya’nın daha ileri gitmesini engelleyebildiysek, İran’la nükleer programı konusunda bir arayışa girebildiysek bunları çok taraflı işbirliğine borçluyuz.
• Önemli olan ABD’nin liderlik yapmasıdır. ABD’nin etkinliği, başkalarına örnek olduğumuz, liderliğimizi bu şekilde sergilediğimiz sürece artacaktır. Başkalarının uymasını beklediğimiz kuralları ihlal edemeyiz. Bizi özel kılan uluslararası kuralları veya hukuku kenara koyma kapasitemiz değil, davranışlarımızla bunlara destek olmaktır.
• ABD’nin küresel liderlik yeteneğinin bir başka boyutu insan onuruna verdiğimiz değerdir. Amerika’nın demokrasi ve insan haklarına verdiği destek idealizmin ötesinde bir ulusal güvenlik sorunudur. Demokratik ülkeler bizim en yakın dostlarımızdır ve onların savaş istemeleri daha düşük bir olasılıktır.
• Yeni yüzyıl zulmün sonunu getiremedi. Maalesef aralarında Amerika’nın ortaklarının da bulunduğu bazı ülkelerin başkentlerinde sivil topluma yönelik ağır bastırma hareketlerine girişildi. Yolsuzluk kanserinin hükümetleri ve yandaşlarını zengin etmesine tepki duyan insanlar uzaklardaki köylerinden meydanlara aktılar.
• Ama şunu da unutmayalım: ABD’nin çabaları sonucu bugün dünyada demokrasi ile yönetilenlerin sayısı tarihin en yüksek noktasında bulunuyor. Teknoloji sivil topluma hiçbir demir yumruğun bastıramayacağı olanaklar sağlıyor.
• Arap dünyasındaki sarsıntıların anlamı, otoriter sistemlerin reddedildiği ve uzun vadede bunların yerine halkın isteklerine daha fazla cevap verebilen yönetimlerin geleceğidir.
• Mısır gibi ülkelerle işbirliğimiz, İsrail’le mevcut anlaşmalardan aşırılıkla mücadeleye uzanan güvenlik çıkarlarına dayanmaktadır. Dolayısıyla yeni yönetimle işbirliğimizi sonlandırmadık ancak Mısır halkının beklediği reformlar için ısrarcı olmayı da sürdüreceğiz. Aynı şekilde Burma’da ulusal uzlaşıyı destekleyeceğiz.
• Buralarda değişimin bir günde sağlanamayacağını biliyoruz. Bunun için sadece hükümetlerle değil halklarla da ittifaklar kuruyoruz. Amerika, fertlerin haklarını almasından, bunları kullanmasından yana bir ülkedir. Bunun bizi güçlendirdiğine inanıyoruz. Sivil toplumun bizi güçlendirdiğine inanıyoruz. Hür basının bizi güçlendirdiğine inanıyoruz. Girişimcilerimizin ve küçük işletmelerin bizi güçlendirdiğine inanıyoruz. Kadınlar ve kız çocuklar dahil herkese eğitime erişim imkanı sağlanmasının bizi güçlendirdiğine inanıyoruz. Biz buyuz. Bizim temsil ettiğimiz değerler de bunlardır.
Başkan Obama’nın West Point’de söyledikleri bunlar.
Benim izlenimlerime gelince:
Birincisi, bu konuşma öncelikle Amerikan halkına güven vermeye yönelik bir konuşmadır. Örneğin, ABD’nin Avrupa’dan Asya’ya uzanan bir ittifaklar ağının merkezinde yer aldığı doğrudur. Ancak bu ittifakların, Avrupa’da Ukrayna, Asya’da ise Japonya ve Filipinler ile Çin arasındaki deniz yetki alanlarına ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle önemli sınamalar karşısında bulunduğu yadsınamaz. Amerikan ekonomisi de iyiye gitmekle birlikte henüz düzlüğe çıkmış değildir.
İkincisi, bu konuşma Obama yönetiminin dış askeri müdahaleler için eşiği yükselttiğini ve bunun için farklı kriterler koyduğunu göstermektedir.
Üçüncüsü, en başta küresel dengenin temel aktörleri olmak üzere uluslararası topluma barış, istikrar ve çok taraflı işbirliği adına yapılmış önemli bir çağrıdır.
Dördüncüsü, uluslararası kurumsal yapının değişen dünya koşullarına uyum sağlaması gerektiğine ilişkin ifadeler, yeni bir “uluslararası ahenk” arayışının işareti olabilir.
Beşincisi, bu konuşma dünyanın bir numaralı gücünün başkanının ülkesi adına yaptığı ve saygı duyulması gereken bir özeleştiridir.
Altıncısı, Başkan Obama ülkesine yönelik bir numaralı tehdidin terörizm olduğunu açıkça ifade etmiştir. Bu bağlamda Orta Doğu’ya, Afrika’ya ve özellikle Suriye’ye değinmiştir.
Yedincisi, Amerika’nın küresel liderliğini askeri güç kullanarak değil demokrasi, insan haklarına saygı gibi değerleri savunarak ve “örnek olmak suretiyle” sergileyeceğini belirtmiştir. (Hatırlanacağı üzere, bu bir zamanlar Orta Doğu bağlamında bizim için de söyleniyordu.)
Bu konuşmadan Türkiye’nin de çıkarması gereken sonuçlar var. Bunlardan ikisi özellikle önemli. Bunlardan birincisi demokratik performansımızla, ikincisi ise Suriye’de terörü veya aşırılığı temsil eden gruplarla nasıl mücadele edeceğimizle ilgili. Umarım bu konuşmayı okumadan dosyaya kaldırmayız.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s