Dünyanın En Sorunlu Bölgesi ve Türkiye

20 Kasım 2014

Orta Doğu, dini, mezhepsel, etnik, ekonomik ve sosyal arka planlarıyla siyasi sorunların her şeye egemen olduğu bir bölge olmak özelliğini koruyor. Bölge yönetimleri kendi kısır gündemlerini aşarak, yurtlarında ve bölgelerinde, istikrar, işbirliği, refah gibi büyük hedeflere odaklanamıyor. Soğuk Savaş döneminde hiç değilse “barış içinde bir arada yaşama” kavramı vardı. Orta Doğu’da o da yok.

Irak ve Suriye komşumuz olduğu için oradaki gelişmeler elbette bizi daha yakından ilgilendirmekte. Okumaya devam et

APEC Zirvesinin Düşündürdükleri

18 Kasım 2014

10-11 Kasım tarihlerinde Pekin’de düzenlenen 22. APEC (Asia-Pacific Economic Cooperation–Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği) Liderler Zirvesi ve onu hemen izleyen G-20 Brisbane Zirvesi dikkatlerin tekrar bu bölgeye, sorunlarına ve biraz da küresel güç dengelerindeki evrime çevrilmesine vesile oldu (*).
Hatırlanacağı üzere Başkan Obama Çin’e ilk resmi ziyaretini, görevini üstlenmesinden dokuz ay sonra, Kasım 2009’da, Singapur’da düzenlenen 17. APEC zirvesi ile Japonya, Çin ve Güney Kore’yi kapsayan bir Asya turu çerçevesinde gerçekleştirmişti. Bu ziyaret sonrasında yayınlanan ortak bildirinin daha çok öne çıkan kavramı “stratejik güven inşası” idi. Tarafların birbirlerinin “temel çıkarlarına saygı göstermelerinin”, ikili ilişkilerde istikrarlı ilerleme için büyük önem taşıdığına değinilmişti. Okumaya devam et

Seçim Sonrasında Ukrayna

 

8 Kasım 2014

26 Ekim’de düzenlenen seçimde Batı yanlısı partiler Ukrayna Parlamentosunda (Rada) büyük bir çoğunluk sağladılar.

Rada’nın normalde 450 üyesi var. Bunların 225’i ülke çapında parti listelerine verilen oylarla nispi temsil esasına göre seçiliyor. Geri kalan 225 Rada üyesi ise, en çok oyu alanın kazandığı tek kişilik seçim bölgelerinden geliyor. Daha da açık deyişle, ülke 225 adet küçük seçim bölgesine bölünmüş ve bunların her birinden bir milletvekili çıkıyor. Sandık başına giden her Ukraynalıya iki seçim pusulası veriliyor. Bunlardan biri siyasi partiler, diğeri ise yerel adaylar için kullanılıyor. Kırım’da 15, Donetsk ve Luhansk’da ayrılıkçıların kontrolündeki 12 seçim bölgesinde oy kullanılamadığı için Rada’nın mevcudu 423 olacak. Okumaya devam et

Tunus Sorunlarına Rağmen Hala Tek Ümit Işığı…

2 Kasım 2014
Tunus’a ilişkin önceki yazımda (*) Arap baharının Tunus’ta kendi öz dinamikleriyle başarılı bir örnek yaratabilmesinin büyük önem taşıdığını; İslamcı Ennahda ile laik muhalefet arasında, 2014’de yapılması öngörülen Ulusal Meclis seçimlerine kadar ülkeyi yönetecek bir teknokrat geçici hükümet üzerinde mutabakata varılmasının Orta Doğu’ya hakim ”ya hep ya hiç” yaklaşımının bir kenara konulabileceğinin ilk somut örneğini oluşturduğunu; Batı’nın Tunus örneğinin başarısı için başta ekonomik destek olmak üzere elinden gelen tüm olanakları seferber etmesi gerektiğini belirtmiştim.
Ulusal Meclis seçimi 26 Ekim’de yapıldı. Devrim sonrasında, 23 Ekim 2011’de düzenlenen ilk seçimin galibi İslamcı Ennahda bu defa ikinci sıraya geriledi. Laik kesimi bünyesinde toplayan Nida Tunus partisinin 85 milletvekili çıkarmasına karşın Ennahda 89’dan 69’a düştü. Özgür Milli Birlik partisi 16, sol eğilimli Halk Cephesi 15, Afak Tunus 8 milletvekili çıkardı. Onları daha küçük partiler izledi. 217 sandalyeli Tunus Ulusal Meclisinde ortaya çıkan bu tablo koalisyona gidilmesini gerekli kılıyor. Okumaya devam et

Türkiye-ABD İlişkileri

 

(Bu yazı, dostum Emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’la birlikte kaleme alınmıştır.)

 28 Ekim 2014

Batı ile ilişkilerimizde ABD özel bir ağırlığa sahiptir. Türkiye’nin Irak’ın işgalinde ABD’nin istediği şekilde “tam işbirliği” yapmamış olması, Yönetim değişmiş olsa da, ABD kurumlarında giderilmesi daha fazla zaman gerektirecek bir tortu bırakmıştı. ABD de Irak bağlamında bizi sıkan, ilişkileri zedeleyen yanlışlar yapabilmişti. Dolayısıyla Irak nedeniyle düş kırıklığı yaşayan sadece kendisi değildi. Bundan sonrası için önemli olan karşılıklı yeni kırgınlıkların yaşanmamasıydı.

Yaklaşık altı yıldır ABD’nin başında, Irak’ın işgalinin “yanlış savaş” olduğunu söyleyen bir Başkan vardır. O Başkanın ziyaret ettiği ilk Müslüman ülke Türkiye olmuştur. Ankara’da yapılan görüşmelerde elbette uluslararası gündemde yer alan birçok sorun ele alınmış, karşılıklı beklentiler dile getirilmiştir. Ancak hiç kuşku yok ki Başkan Obama’yı Türkiye’ye getiren temel neden, Türkiye’nin demokratik, laik Cumhuriyet deneyimine vurgu yapmaktı. (*) Okumaya devam et

Ukrayna’da Genel Seçim

25 Ekim 2014
Yarın Ukrayna’da Rada seçimi var. Bu seçim, kuşkusuz ülke tarihinin en kritik parlamento seçimi olacak.
“The Economist” dergisi Ukrayna’nın seçim öncesi genel görünümüne ve karşısında bulunduğu sorunlara ilişkin çarpıcı gözlemler içeren bir yazı yayınladı. Bunlardan bir bölümünü şöylece özetlemek mümkün:
“Kiev’de başlayan halk ayaklanmasını ateşleyen enerji ve yeni bir başlangıç ümidi, 3600 kişinin yaşamını yitirdiği savaş nedeniyle artık çok aşağılarda. Kırım kaybedilmiş. Ülkenin güneydoğusunun sanayi bölgesi olan Donbas ayrılıkçıların elinde. Ateş-kes kırılgan. Çökmek üzere olan ekonomisinin ihtiyaç duyduğu reformları gerçekleştirmekte zaman kaybedilmiş. Okumaya devam et

Türkiye Algısı İnişte

22 Ekim 2014
“Biz de peşmerge güçlerinin geçişine yardımcı oluyoruz. Bu konuda görüşmelerimiz devam ediyor.”
“Peşmerge henüz Türkiye üzerinden Kobani’ye gitmeye başlamadı.”
“Kobani’nin hep yanında olduk ve yardım ettik. Bilinen ve bilinmeyen yardımlarımız var.”
Kobani konusunda yığınla çelişkili beyan ve bilgi kirliliği var. Basına sızdırılan bilgiler var. Tek olmayan şeffaflık. Dolayısıyla Kobani konusunda somut şeyler söylemek içimden gelmiyor. Ama dış dünya ile ilişkilerimiz konusunda bazı gözlemler yapabilirim. Okumaya devam et

ABD-Rusya İşbirliği İçin Yeni Arayışlar

18 Ekim 2014
27 Haziran 2014 tarihli ve “Orta Doğu Senaryoları” başlıklı yazımı şöyle tamamlamıştım:
“… ABD ve Rusya’nın çıkarları Orta Doğu’da karmaşanın ve aşırılığın önlenmesinde yatmaktadır. Ortada, Suriye kimyasal silahlarının tasfiyesine ilişkin başarılı bir işbirliği örneği vardır. Taraflar İran nükleer programı konusunda da aynı masa etrafındadırlar. Bunlardan hareketle, Ukrayna’da gerilimin düşürülmesine, en azından sorunun ertelenmesine olanak verecek bir formülün mutlaka bulunması ve ABD ile Rusya’nın Orta Doğu’da istikrar adına işbirliği yapmaları gerektiğini tekrarlıyorum… “
MH17 sefer sayılı Malezya Hava Yolları uçağının Ukrayna’daki çatışma bölgesi üzerinde bir füze ile düşürülmesi Ukrayna bunalımını daha ileri bir noktaya taşıdı. Dile getirdiğim biçimde arayışlara bir süre için kapıyı kapattı. Rusya, ABD ve AB ekonomik yaptırımlarına kendi yaptırımlarıyla karşılık verdi. Okumaya devam et

İsrail-Filistin Sürecindeki Tıkanıklık Bıkkınlık Yaratıyor

17 Ekim 2014
İsrail’in Doğu Kudüs’te 2,610 konutluk yeni bir yerleşim projesine (Givat Hamatos) izin verdiğinin basına yansıması üzerine, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünün, “bu gelişmenin derin kaygı yarattığını, İsrail’in barışçı bir çözüme bağlılığının sorgulanmasına yol açacağını, uluslararası toplumdan tepki görmekle kalmayıp, İsrail’in en yakın dostlarıyla dahi arasına mesafe koyacağını, sadece Filistinlilerle değil Başbakan Netanyahu’nun yakınlaşmayı öngördüğü Arap ülkeleriyle arasındaki ortamı da zehirleyeceğini” söylediğine daha önce değinmiştim.(*) Okumaya devam et

Ukrayna’da Görünüm

12 Ekim 2014
Gündemimizde sadece IŞİD ve Kobani var. Oysa Ukrayna, Batı ile Rusya arasındaki bir numaralı sorun niteliğini korumakta. Dolayısıyla oradaki tabloya da kısaca göz atmakta yarar olabilir.
BM kaynakları, Kiev Yönetimi ile Rusya yanlısı ayrılıkçılar arasında ateş-kesi sağlayan 5 Eylül 2014 tarihli Minsk Protokolünün imzasından bu yana hayatını kaybedenlerin sayısını 331 olarak vermekte. Bunun nedeni, Minsk Protokolüne ve ona ek olarak 19 Eylül’de imzalanmış olan Muhtıraya rağmen bir türlü sonu gelmeyen ateş-kes ihlalleri, özellikle yerleşim merkezlerinin her iki tarafça ateş altına alınması. Bunalımın çıkışından bu yana sivil/asker toplam can kaybının ise, muhafazakar bir tahminle 3660 olduğu bildiriliyor. Okumaya devam et