ABD-Rusya İşbirliği İçin Yeni Arayışlar

18 Ekim 2014
27 Haziran 2014 tarihli ve “Orta Doğu Senaryoları” başlıklı yazımı şöyle tamamlamıştım:
“… ABD ve Rusya’nın çıkarları Orta Doğu’da karmaşanın ve aşırılığın önlenmesinde yatmaktadır. Ortada, Suriye kimyasal silahlarının tasfiyesine ilişkin başarılı bir işbirliği örneği vardır. Taraflar İran nükleer programı konusunda da aynı masa etrafındadırlar. Bunlardan hareketle, Ukrayna’da gerilimin düşürülmesine, en azından sorunun ertelenmesine olanak verecek bir formülün mutlaka bulunması ve ABD ile Rusya’nın Orta Doğu’da istikrar adına işbirliği yapmaları gerektiğini tekrarlıyorum… “
MH17 sefer sayılı Malezya Hava Yolları uçağının Ukrayna’daki çatışma bölgesi üzerinde bir füze ile düşürülmesi Ukrayna bunalımını daha ileri bir noktaya taşıdı. Dile getirdiğim biçimde arayışlara bir süre için kapıyı kapattı. Rusya, ABD ve AB ekonomik yaptırımlarına kendi yaptırımlarıyla karşılık verdi.
ABD-Rusya ilişkilerindeki hasarın tamiri kuşkusuz uzun vadeli bir çaba gerektirmektedir. Diğer yandan, sonu gelmeyen ihlal iddialarına rağmen Ukrayna’da ateş-kesin sağlanmış ve iniş-çıkışlara rağmen bir barış sürecinin başlamış olması, hiç değilse belirli alanlarda işbirliği arayışlarına kapıyı aralamış görünüyor.
ABD ve Rusya Dışişleri Bakanları 14 Ekim’de, Ukrayna sorununu ele almak üzere Paris’te buluştular. Sonrasında da ayrı ayrı basının karşısına çıktılar.
John Kerry’nin açıklamalarında Rusya ile ilişkiler bağlamında öne çıkan hususlar şöylece özetlenebilir:
“Belirli konularda Rusya ile farklı görüş ve tutumlara sahibiz. Bunları yönetmeye çalışırken işbirliği yapabileceğimiz alanları da belirleyebilmemiz gerekiyor. Ukrayna’da aynı görüşte olmadığımız ortada. Bugün elbette Ukrayna’dan söz ettik. Ancak görüşmemizin büyük bölümünde Ebola, Afganistan, İran nükleer programına ilişkin müzakereler, Kuzey Kore ve onun nükleer programı, Orta Doğu Barış süreci, Suriye, Yemen ve Tunus gibi konular üzerinde durduk. Özellikle IŞİD meselesini ele aldık. İkimiz de, bu örgüt saflarında savaşanlar arasında Amerikan ve Rus vatandaşlarının bulunduğunu teyit ettik. IŞİD’in 21. yüzyılda yeri olmadığında mutabık kaldık. Hiçbir uygar ülke bu örgütün eylemlerini destekleyemez ve bunun kökünün kazınmasına katkıda bulunmaktan kaçınamaz. Sergey Lavrov’la istihbarat ve terörle mücadele alanlarındaki işbirliğimizi arttırmak konusunda anlaştık. Rusya’nın Irak Silahlı Kuvvetlerine verebileceği desteği görüştük. İran nükleer programı konusunda da ülkelerimiz P5+1 zemininde yakın bir çalışma içerisindedirler. Bugünkü görüşmemizin amacı Rusya ile mümkün olabilecek alanlarda işbirliğimizi derinleştirmek idi. Bunu yaparken, temelde farklı görüşte olduğumuz sorunların üzerine kararlılıkla gitmek ve bunları yapıcı biçimde gidermeye çalışmak hususunda da mutabık kaldık. Suriye kimyasal silahlarının tasfiyesi çabasının da ortaya koyduğu üzere, ABD ile Rusya anlaşabildiklerinde dünyada güven artmaktadır.”
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov Ukrayna sorununa ve ateş-kes uygulamasına daha ayrıntılı biçimde değindi. ABD ile işbirliği konusunda söylediklerinin özü ise şu:
“John Kerry ile birçok konuyu ele aldık. İkili ilişkilerimizdeki sorunları görüştük. Vardığımız sonuç, Rusya ile ABD’nin bütün ülke ve halkları ilgilendiren sorunları çözmeye yönelik küresel çaba bağlamında özel bir konuma sahip bulunduklarıdır. Birçok durumda ikili işbirliğimiz, uluslararası işbirliğine de etkinlik kazandırmaktadır. Bunların başlında da Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da geniş bir alanda başlıca tehdide dönüşmekte olan terör gelmektedir. Bir başka işbirliği alanı Ebola ile mücadeledir. Görüş birliğinde olmadığımız sorunların mevcudiyeti biliniyor. Bugün de bu farklılıkların devam ettiğini gördük. Ancak ortak çıkarlarımızın, işbirliği yapabildiğimiz alanlarda bu yönde hareket etmemizi, farklı tutumlara sahip bulunduğumuz sorunları ise birbirimizin menfaatlerini gözeten, saygı ve eşitlik temelinde bir diyalogla çözmeyi gerektirdiğinde anlaştık.”
Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev, ABD ve Rusya Dışişleri Bakanlarının açıklamalarından bir gün sonra CNBC televizyonuna uzun bir mülakat verdi. Rusya’nın Ukrayna’ya yakınlığını vurguladı. Onun söylediklerinin can alıcı noktalarını da şöyle özetleyebilirim:
“Yaptırımlar yürürlükte olduğu sürece ABD ile ilişkilerimizde kesinlikle bir “reset” olamaz. Çünkü yaptırımlar, bir süre sonra ortadan kalkacak olmakla beraber, ilişkilerimize zarar vermiştir. Birlikte tesisine çalıştığımız uluslararası düzenin, sırf birilerinin başkalarını cezalandırabileceğini gösterebilmesi uğruna feda edilmesi yanlış, hatta aptalca bir davranış olmuştur. Yaptırımların sonuç verdiği de görülmemiştir. Başkan Obama’nın BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada insanlığın karşısında bulunduğu tehditleri sayarken birinci sırada Ebola’ya, sonra Rusya Federasyonuna ve ancak ondan sonra IŞİD’e değinmesi hazindir. Bir akıl tutulmasıdır. Biz kapıları kapatmıyoruz. Avrupa ve ABD’deki ortaklarımız dahil bütün uygar uluslarla yapıcı ve dostça diyaloğa açığız. Ama bunun için önce durumun normale avdeti gerekir.
“Terörle mücadele alanında ABD dahil diğer ülkelerle işbirliği konusunda uzun ve hayli iyi bir geçmişimiz var. Hem belirli yeteneklere sahip hem de çoğu Orta Doğu kaynaklı terör tehditlerine muhatap bir ülke olarak sorumluluklarımızı müdrikiz. Ancak terörle mücadele operasyonları uluslararası hukuka, BM Yasasına uygun olmalıdır. Uluslararası mutabakata dayanmalıdır. Ülkelerin kendi başlarına başlattıkları operasyonlar, iyi niyetli olsa bile, sonuçları itibariyle kötü oluyor. Bu Irak’ta da, Afganistan’da da böyle oldu. Şimdi Suriye’de olan da bu…”
İki Dışişleri Bakanının açıklamaları elbette ABD ile Rusya arasında Ukrayna bunalımından kaynaklanan güven bunalımının bir görüşmeyle arkada kaldığı anlamına gelmemektedir. Nitekim Medvedev, yaptırımlar yürürlükte olduğu sürece ilişkilerde “reset”e gidilemeyeceğini söylemiştir. Dışişleri Bakanlarının açıklamaları daha pragmatik bir yaklaşımı, Medvedev’in CNBC mülakatı ise daha ilkesel bir duruşu, ABD-AB yaptırımlarına ve ağır eleştirilerine duyulan tepkiyi yansıtmaktadır. Ancak neticede taraflar ortak çıkarlarının işbirliğinde yattığını teslim etmektedirler.
Bu, bir bölge ülkesi olarak bizim de dikkate almamız gereken önemli bir gelişmedir.
ABD ve Rusya, ilişkilerde bir “reset” yakın olmasa bile, Dışişleri Bakanlarının Paris’teki açıklamalarıyla, IŞİD ve benzeri örgütlerden kaynaklanan terör tehdidini en öncelikli uluslararası sorun olarak gördüklerini teyit etmişlerdir. Üçüncü küresel güç Çin ise, mutlaka aynı değerlendirmeyi paylaşmakla birlikte, şimdilik bölgeye biraz daha uzakta olmanın verdiği göreceli avantajı kullanmaktadır. Keskin tutumlardan kaçınma siyasetini sürdürmektedir.
Bu gelişmenin de ortaya koyduğu üzere, küresel güç olmanın kriterleri kimilerinin sandığından farklıdır. Biz demokrasimizi güçlendirerek, barış ve istikrar arayışlarına destek vererek ve “örnek sergileyerek” bölgesel güç konumumuzu takviye edebilirdik. Oysa fazlasına soyunduk, üstelik birçok alanda geriye gittiğimiz bir dönemde ve herkese meydan okuyarak. Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilemeyişimizin temel nedenleri, aşırı iddialı olmamıza karşın içerde irtifa kaybetmekte oluşumuz ve dış politikadaki yanlışlarımızdır. Şöyle düşünmek de mümkün: Bu seçimi kaybeden T.C. değil yeni Osmanlıcılıktır.
————————————————————————
Not: ABD-Rusya ilişkileriyle daha yakından ilgilenen okurlarıma, John Kerry ve Sergey Lavrov’un Paris’teki açıklamalarıyla, Başbakan Medvedev’in CNBC’ye verdiği mülakatın tümümü okumalarını öneririm.
http://www.state.gov/secretary/remarks/2014/10/232939.htm
http://www.mid.ru/brp_4.nsf/0/8C8B77B088E6E19F44257D72003DB0C4
http://www.cnbc.com/id/102088768

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s