Yazar arşivleri: Ali Tuygan

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

Ali Tuygan hakkında

Ali Tuygan is a graduate of the Faculty of Political Sciences of Ankara University. He joined the Ministry of Foreign Affairs in January 1967. Between various positions in Ankara, he served at the Turkish Embassy in Brussels, NATO International Staff, Turkish Embassies in Washington and Baghdad, and the Turkish Delegation to NATO. From 1986 to 1989 he was the Principal Private Secretary to the President of the Republic. He then served as ambassador to Ottawa, Riyadh, and Athens. In 1997 he was honored with a decoration by the Italian President. Between these assignments abroad he served twice as Deputy Undersecretary for Political Affairs. In 2004 he was appointed Undersecretary where he remained until the end of 2006 before going to his last foreign assignment as Ambassador to UNESCO. He retired in 2009. In April 2013 he published a book entitled “Gönüllü Diplomat, Dışişlerinde Kırk Yıl” (“Diplomat by Choice, Forty Years in the Ministry of Foreign Affairs”) in which he elaborated on the diplomatic profession and the main issues on the global agenda. He has published articles in Turkish periodicals and newspapers.

Türkiye-ABD İlişkilerinde “Reset” Arayışı Sürüyor

(Bu yazı, dostum ve meslektaşım Emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’la birlikte kaleme alınmıştır.)

1 Mart 2014

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 18 Kasım 2013 tarihinde Vaşington’da Dışişleri Bakanı John Kerry ile gerçekleştirdiği görüşme, daha sonraki basın toplantısının da ortaya koyduğu üzere, ilişkilerde “reset” arayışı içerisinde olduğumuzu göstermekteydi(*).

İki Bakan, Suriye’nin Dostları grubunun 12 Ocak 2014’de Paris’de düzenlenen toplantısı vesilesiyle tekrar ikili bir görüşme gerçekleştirdiler. Daha sonra da bir basın toplantısı düzenlediler. Tutanağı ABD Dışişleri tarafından yayınlanan basın toplantısının başında Kerry sözü Davutoğlu’na bırakmış. Dışişleri Bakanımız da, daha önce yaptığı üzere, Türkiye-ABD işbirliğinin stratejik bir önem taşıdığını, bunun on yıllardır, asırlardır böyle olduğunu, günümüzde Türkiye-ABD işbirliğinin ve değişik sorunlara ilişkin stratejik danışmaların daha da önem kazandığını söylemiş. Daha sonra Suriye, Irak ve Kıbrıs meselelerine kısaca değinerek ABD’nin Türkiye için stratejik bir müttefik olduğunu, danışmalarımızın bölgesel ve küresel barış açısından önem taşıdığını tekrarlamış. Okumaya devam et

Dünden Bugüne Bakış

25 Şubat 2014

Bundan iki yıl önce şunları söylemiştim:

“Dış politikanın özünde, Atatürk’ün de belirttiği üzere, içerde güçlü olan ülkelerin dışarıda da güçlü olduğu gerçeği yatmaktadır. Dolayısıyla, dış politika alanındaki en büyük kozumuzun, bizi içeride güçlü kılacak olan, demokrasimiz ve onun özünde yatan uzlaşma kültürü olduğunu unutmamalıyız. Okumaya devam et

Bir Telefon Konuşması – AB – Ukrayna

23 Şubat 2014

Diplomatik ilişkilerin nasıl yürütüleceğini düzenleyen 18 Nisan 1961 tarihli Viyana Sözleşmesinin 27. maddesi diplomatik misyonların yazışmalarının güvenliğini (ki bu gizlilik demektir) garanti etmektedir. Bu maddenin 1. ve 2. fıkralarında şöyle denilmektedir: Okumaya devam et

Yakın Çevremizdeki Tablo

19 Şubat 2014

Suriye kimyasal silahlarının ülke dışına çıkarılarak imha edilmesine yönelik mutabakat ile İran nükleer programına ilişkin Ortak Eylem Planı, içerdikleri tüm uygulama zorluklarına rağmen, uluslararası düzeyde belirli bir iyimserliğe yol açmıştı. Oysa son günlerde hava biraz değişmiş gibi. Okumaya devam et

Orta Doğu Barış Sürecinde Gündem

16 Şubat 2014

ABD’nin çabasıyla başlatılan İsrail-Filistin görüşmelerinin amacı, kalıcı bir çözüme ilişkin ayrıntılı müzakerelere zemin teşkil edecek ilkeleri içeren bir çerçeve üzerinde mutabakat sağlanması olarak açıklanmıştı. Daha doğrusu, ABD böyle bir çerçeve anlaşmayı oluşturup taraflara sunacaktı.  Dokuz ay içerisinde de neticeye varılması öngörülmüştü. Oysa şimdi bunun “yapay bir zaman dilimi” olduğu, daha fazla zamana ihtiyaç bulunduğu ifade edilmekte. Uzun süre gizliliği korunan görüşmelerden basına sızmalar olmakta. Okumaya devam et

Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Çatışma/Karmaşa

11 Şubat 2014

Kendi iç siyaset gündemimiz ve bölgesel gelişmeler gözümüzü dünyanın başka yerlerindeki olaylara çevirmemize pek olanak bırakmıyor. Oysa, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde (OAC)  giderek yükselen çatışma eğilimi uzunca bir süredir uluslararası dikkatleri üzerinde toplamış bir sorun.

OAC adından da anlaşılacağı üzere Afrika’nın tam ortasında, denize çıkışı olmayan, yaklaşık 623,000 km2’lik toprağa ve 4.6 milyon nüfusa sahip bir ülke. Tarım potansiyeli, su kaynakları, ormanlar ve madenler, özellikle elmas bakımından zengin. Başlıca ihraç ürünleri elmas, kereste, pamuk, kahve ve tütün. 2012 verilerine göre kişi başına yıllık gelir sadece 500 dolar düzeyinde. Ortalama ömür 51 sene. Acil insani yardıma ihtiyaç duyanlar nüfusun neredeyse yarısı. 800,00 dolayında kişi evini terk etmiş. 245,000 kişi komşu ülkelere sığınmış. Okumaya devam et

Ocak 2014’e Toplu Bakış

(Bu yazı, dostum ve meslektaşım Emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’la birlikte kaleme alınmıştır.)

9 Şubat 2014

Genel:

Ocak ayı, özellikle Orta Doğu odaklı uluslararası diplomasi bakımından son derece hareketli geçmiş olsa da sonuçlar çarpıcı değildir.  İyimser olmak istiyorsak, Ocak ayını “geleceğe dönük yatırımların yapıldığı” bir ay olarak da nitelendirebiliriz. Keza bölgenin istikrasız görünümüne bakarak, beklenmedik yeni patlama veya sarsıntıların yaşanmamış olmasını kazanç sayabiliriz. ABD ve Rusya, bu tür gelişmeleri önlemek ve her biri son derece kırılgan olan süreçleri ayakta tutabilmek amacıyla, Ukrayna örneğinde olduğu gibi başka alanlarda sürmekte olan rekabet ve çatışmalarına rağmen, bölgemizde uzlaşmacı bir işbirliği içinde görünmektedirler. Bu durumu, bölgede barış ve istikrarı yakalama ihtiyacının her iki ülke için de ulusal çıkar konusu olarak görülmesiyle izah edebiliriz. Okumaya devam et

Obama’nın Dış Politikada Diplomasiye Öncelik Tanımasına Yöneltilen Eleştiriler

6 Şubat 2014

Başkan Obama’nın Suriye’de, Orta Doğu’da ve ötesinde askeri müdahaleyi tamamen dışlamamakla birlikte önceliği siyasi/diplomatik çözüm süreçlerine veren yeni yaklaşımının bölgede ve Amerikan iç siyasetinde artan eleştirilere yol açtığına daha önceki bir yazımda değinmiştim. Başkan’ın siyasetini savunmak elbette bana düşmüyor. Amerikan iç politikasını yönlendiren dinamikleri, ince hesapları da bilemem. Dünyaya bir Amerikalı gözüyle de bakamam. Diğer yandan, bir bölge insanı olarak bu değişikliği nasıl algıladığımı açıklamama bir engel bulunmuyor. Okumaya devam et

Ukrayna’da Gerilim

2 Şubat 2014

Suriye iç savaşı, özellikle 130,000’i bulan can kaybı ve çevreye yayılmaya başlamış olması nedeniyle uzunca bir süredir uluslararası gündemin en acil sorunudur.

Birçok ülke Cenevre II’nin hiç değilse bir ümit yaratmasını beklerken, umulmadık bir yerden ve kişiden yeni bir “iç savaş” uyarısı geldi. Ukrayna’nın 1991’de bağımsızlığını kazanmasından sonraki ilk Cumhurbaşkanı Leonid Kravçuk, 29 Ocak 2012 tarihinde Ukrayna Parlamentosunda yaptığı ve bütün üyelerden alkış aldığı konuşmasında, Ukrayna’nın çok kritik bir noktada bulunduğunu, Parlamento’nun sorumluluk duygusuyla hareket etmesi gerektiğini, Ukraynalıların ve bütün dünyanın ülkenin “iç savaşın eşiğinde” olduğunu bildiğini ifade etti. Okumaya devam et

Tunus Bir Ümit Işığı Olabilecek mi?

30 Ocak 2014

İki sene önce yayınladığım kitabımın “Arap Baharı” bölümünde şöyle demiştim:

“Tunus’taki gelişme biraz farklı oldu. İslami olarak nitelendirilen Ennahda % 41 oyla seçimleri (Ekim 2011) birinci sırada bitirdi ve 217 üyeli parlamentoda 90 sandalye sahibi oldu. Büyük liberal partiler % 34 oyla 73 sandalye kazandılar. Esas itibariyle yeni Tunus anayasasını hazırlamakla görevli yeni Parlamentonun yapması gereken ilk işlerden biri de Cumhurbaşkanı seçimi idi. Tunus Parlamentosu 12 Aralık 2011 tarihinde bu göreve laik ve merkez-sol eğilimli Cumhuriyetçi Kongre Partisi lideri Monsef Marzuki’yi seçti. Okumaya devam et