Ukrayna’da Gerilim

2 Şubat 2014

Suriye iç savaşı, özellikle 130,000’i bulan can kaybı ve çevreye yayılmaya başlamış olması nedeniyle uzunca bir süredir uluslararası gündemin en acil sorunudur.

Birçok ülke Cenevre II’nin hiç değilse bir ümit yaratmasını beklerken, umulmadık bir yerden ve kişiden yeni bir “iç savaş” uyarısı geldi. Ukrayna’nın 1991’de bağımsızlığını kazanmasından sonraki ilk Cumhurbaşkanı Leonid Kravçuk, 29 Ocak 2012 tarihinde Ukrayna Parlamentosunda yaptığı ve bütün üyelerden alkış aldığı konuşmasında, Ukrayna’nın çok kritik bir noktada bulunduğunu, Parlamento’nun sorumluluk duygusuyla hareket etmesi gerektiğini, Ukraynalıların ve bütün dünyanın ülkenin “iç savaşın eşiğinde” olduğunu bildiğini ifade etti.

Ukrayna’yı bu noktaya son gerilimin nedeni, Hükümetin AB ile imzalanması öngörülen Ortaklık Anlaşması’ndan vazgeçtiğini 21 Kasım 2013 tarihinde açıklaması ve bunun üzerine başlayan yönetim aleyhtarı gösteriler. Ancak bu durumun daha derinde yatan nedenleri de var.

Ukrayna’nın 45 milyonluk nüfusunun yaklaşık 78’i Ukraynalı, % 17’si ise Rus. Geri kalanı ise Polonyalı, Macar, Slovak, Litvanyalı, Romen, Moldav, Belaruslu ve diğer azınlıklardan oluşmakta. Bu azınlıkların hiçbirinin nüfus içindeki oranı % 1’i geçmiyor. Ruslar daha çok ülkenin doğusunda ve güneyinde yaşamaktalar. Seçimlerde verilen oylar da bu yapıya uygun ve oldukça eşit biçimde dağılıyor. Kısaca ifade etmek gerekirse, Ukrayna’nın batısı Avrupa’nın doğusu ve güneyi ise Rusya’nın çekim alanında. Bu durum ülkenin “iki parçalı yapısı” olarak da tanımlanıyor. Ancak bununla, bir bölünme potansiyelinden ziyade, ülkenin geleceğine ilişkin temel tercihler yapılırken Batı ile Rusya arasında dengeleri doğru kurabilmenin içerdiği zorluklar kastediliyor.

Ukrayna iç siyaseti de bunu yansıtıyor. Batı’ya veya Rusya’ya daha yakın olarak algılanan siyasi liderler arasında cereyan eden ve ülkenin temel yöneliminin hep ön planda olduğu mücadele ülkede iç barışı ve siyasi istikrarı engelliyor. Aynı cephede görünenler arasındaki çekişmeler de duruma yardımcı olmuyor.

Sovyetler Birliğinin dağılmasını izleyen dönemde Doğu Avrupa ülkeleri dikkatlerini NATO ve AB’ne tam üyelik üzerinde yoğunlaştırdılar. Sovyet boyunduruğundan kurtulmuş ülkeler olarak NATO’yu güvenliklerinin teminatı olarak gördüler. Demokratik ve ekonomik standartlarını yükseltmenin alternatifsiz seçeneğini ise AB üyeliğinde buldular. Boris Yeltsin’in Rusya Cumhurbaşkanı olduğu yaklaşık sekiz yıllık dönem Rusya bakımından dağılmanın yarattığı siyasi ve ekonomik karmaşayla geçmiş ve bu Doğu Avrupa ülkelerine NATO/AB yolunda rahatlıkla mesafe alma olanağını tanımıştır. Esasen farklı bir gelişme de beklenemezdi.

Buna mukabil Rusya, 1991 yılı sonunda Ukrayna ve Belarus’la Bağımsız Devletler Topluluğunu (BDT) kurarak hiç değilse eski Sovyet Cumhuriyetlerinin dağılma sürecini kontrol altına almaya çalıştı. Nitekim Azerbaycan, Ermenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Özbekistan, Tacikistan hemen, Gürcistan ise 1993’de BDT’ne katıldılar. Bunu Rusya’nın eski Sovyet Cumhuriyetleri ile ortak ekonomik alan tesisini öngören bir dizi girişimi izledi. Bu bağlamda, Rusya, Kazakistan, Belarus ve Ukrayna Cumhurbaşkanları, 2003 yılında aralarında “Tek Ekonomik Alan” kurulması üzerinde mutabık kaldılarsa da Ukrayna daha sonra bu projeden çekildi. Ancak diğer üç ülkenin hedefi, esasen hayli mesafe almış bulunan “Avrasya Ekonomik Birliği”nin 1 Ocak 2015’den itibaren tam olarak yaşama geçirilmesidir. Elbet bunu genişletmeyi de arzu etmektedirler.

Bunlara kısaca değinmemin nedeni Ukrayna’nın sürekli bir denge arayışı içerisinde bulunduğuna işaret etmektir. Zira aynı Ukrayna, 1991’de Kuzey Atlantik İşbirliği Konseyine katıldı. 1994’de Barış İçin Ortaklık programına katılan ilk BDT ülkelerinden biri oldu. 2002’de NATO-Ukrayna Eylem Planı kabul edildi. “Turuncu Devrim”in hemen sonrasında Batı yanlısı Cumhurbaşkanı Yuşçenko, Şubat 2005’de Brüksel’deki NATO Zirvesine davet edildi ve ilişkilere ivme kazandırılması kararlaştırıldı. Nisan 2008 Bükreş Zirvesinde NATO, Ukrayna’nın gelecekte örgüte üye olabileceğinde mutabık kaldı. Bundan sonra da bazı adımlar atılmışken, Ağustos 2010’da Cumhurbaşkanlığına seçilen Yanukoviç, Ukrayna’nın bu aşamada NATO’ya üyelik peşinde olmadığını ancak mevcut işbirliğinin devamını istediğini İttifaka duyurdu. Esasen ülke içinde NATO’ya üyelik için güçlü bir destek de mevcut değildi.

AB cephesine baktığımızda da buna yakın bir gelişme gözlenebilir. AB-Ukrayna ilişkiler halen 1998’de yürürlüğe girmiş bulunan Ortaklık ve İşbirliği Anlaşması (Partnership and Co-operation Agreement) temelinde yürütülmektedir. Taraflar, Cumhurbaşkanı Yuşçenko döneminde, AB’nin 2008 Paris Zirvesinde, bunun yerine çok daha kapsamlı bir Ortaklık Anlaşması (Association Agreement) akdi hususunda mutabakata vardılar. Söz konusu Anlaşma 2012 yılında parafe edildi ve iş imzaya kaldı. Yaklaşık 1,200 sayfalık bu Anlaşma, AB-Ukrayna ilişkilerinin, siyasi ortalık ve ekonomik entegrasyon temelinde “daha ileri adımlar” için zemin hazırlayacak biçimde geliştirilmesini öngörmekteydi. Bunu “tam üyelik perspektifi” olarak nitelendirmek doğru olur. Ukrayna’daki son yönetim karşıtı gösterileri tetikleyen, Hükümetin Anlaşmayı imzalamayacağını açıklaması olmuştur. Zira, NATO örneğinden farklı olarak, Ukrayna halkı AB ile ilişkilerin geliştirilmesine ve tam üyeliğe destek vermekte. Diğer yandan, AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy 2 Şubat’ta Münih Güvenlik Zirvesinde Ukrayna’nın geleceğinin AB olduğunu söylemiş olsa bile, AB’nin kendi iç sorunlarıyla ve ekonomik krizin etkileriyle baş etmeye çalışırken, Ukrayna için çok yakın vadede üyelik düşünmesi pek olanaklı görünmüyor.

Özetle Ukrayna, ne NATO ne de AB ile ilişkilerinde istikrarlı bir çizgi izleyememiş, gerek dış gerek çalkantılı iç siyasetinde, “bir ileri, bir geri” olarak tanımlanabilecek kısır döngüden kendisini kurtaramamıştır. Bunun yukarıda çok kısaca değindiğim siyasi/tarihi/etnik boyutu yanında ekonomik bir veçhesi de vardır. Ukrayna petrol ve doğalgaz ihtiyacının sadece % 25’nin kendisi karşılayabilmektedir. Bunun dışında tamamen Rusya’ya bağımlıdır. Endüstrisinde Rusya’dan sağladığı girdiler önemlidir. En büyük ticaret ortağı AB olmakla birlikte Rusya da benzer bir ağırlığa sahiptir. Ülke bazında birinci sıradadır. Nitekim Hükümet aleyhtarı gösterilerin başlamasını takiben Rusya, 15 Aralık 2014 tarihinde Ukrayna’ya satmakta olduğu doğal gazın fiyatında indirime gitmiş ve 15 milyar dolarlık Ukrayna devlet tahvili satın almıştır. Bu, ciddi sıkıntıları bulunan Ukrayna ekonomisi için bir can simidi olarak değerlendirilmektedir. Rusya daha önce de, siyasi amaçlı olarak, doğalgaz sevkiyatını durdurmak, fiyatını çıkarıp indirmek gibi yöntemler kullanmıştı.

Ukrayna’da bugünün meselesi, gösterileri sona erdirecek bir siyasi çıkış yolunun bulunmasıdır. Cumhurbaşkanı Yanukoviç yanlısı hükümet birkaç gün önce istifa etti. Gösterileri kısıtlayan yasa iptal edildi. Gösterilerde tutuklananların salıverilmelerine olanak sağlayan bir af çıkartıldı. Ancak bunun karşılığında işgal altındaki devlet binalarının ve Bağımsızlık Meydanı’nın boşaltılması isteniyor. Oysa, çıkarılan affın muhalifleri tatmin etmediği görülüyor. Gösterilerin, ülkenin genelde Yanukoviç’e oy veren doğu kesimlerine yayılmakta olduğuna, artık beklenenin Cumhurbaşkanının istifası olduğuna dair haberler yayınlanıyor. Ülkenin şu veya bu şekilde düzlüğe çıkabilmesi için muhaliflerin aralarındaki uyumun sürdürülmesi, iktidarla anlaşmaya kapıyı kapatılmaması gerekiyor. Bütün bunlar yapılabildiği takdirde,  gerilime neden olan AB ile Ortaklık Anlaşması herhalde tekrar gündeme gelecek. İç siyaset Anlaşmayı imzalama yönünde gelişirse Rusya’nın tutumu ne olacak? Suriye kimyasal silahlarının imhası ve İran nükleer programı konularında Rusya ile ABD arasında başlayan yeni işbirliği havası bundan nasıl etkilenecek? Kiev’deki gösteriler AB ve ABD ile Rusya arasında bir tartışma yaratmaya başladı. 28 Ocak 2014 tarihinde düzenlenen AB-Rusya zirvesi de bu nedenle her zamankinden daha kısa ve soğuk geçti.

Ukrayna’daki gerilim herhalde bir Arap baharı çatışmasına dönüşmeyecek, dönüşmemeli. Önemli olan Ukraynalıların sorunlarını kendi başlarına ve uzlaşma yoluyla aşabilmesi. Kuşkusuz, bir ülke halkının geleceğini AB’de görmesi halinde başkalarının da bu tercihe saygı göstermesi gerekiyor.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s