Yakın Çevremizdeki Tablo

19 Şubat 2014

Suriye kimyasal silahlarının ülke dışına çıkarılarak imha edilmesine yönelik mutabakat ile İran nükleer programına ilişkin Ortak Eylem Planı, içerdikleri tüm uygulama zorluklarına rağmen, uluslararası düzeyde belirli bir iyimserliğe yol açmıştı. Oysa son günlerde hava biraz değişmiş gibi.

Bunun görülebilir nedenleri arasında Suriye iç savaşı başta gelmekte. Zira kimyasal silahlarının imhası konusunda belirlenmiş olan takvimde gecikmeler var. Daha da önemlisi, iç savaş tüm şiddetiyle devam ederken Şam yönetimi ile muhalifler Cenevre II’nin ikinci turundan birbirlerini suçlayarak ayrıldılar. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden (BMGK) Suriye’de insani yardım koridorları açılmasına ilişkin bir karar çıkarma girişiminin, daha çok Esad yönetimini hedef alması nedeniyle Rusya ve Çin tarafından engellendiği anlaşılıyor. Rusya’nın bu konuda kendi tasarısını sunmak istediği yolunda haberler mevcut. Daha açık bir deyişle, ABD ile Rusya’nın Suriye kimyasal silahları konusunda sergiledikleri işbirliği henüz Suriye sorununun diğer yönlerini içine alacağı izlenimini veren bir gelişme gösteremedi. Bu durumun ABD’nin Rusya’yı eleştirmesine ve Başkan Obama’nın Suriye konusunda yeni seçenekler hazırlanmasını istemesine yol açtığı görülüyor. Uluslararası basında Vaşington’un Suudi Arabistan’ın Suriyeli muhaliflere omuzdan ateşlenilebilen uçaksavar roketleri vermesine muhalefet etmekten vazgeçtiği haberi veriliyor. Rusya tarafına ise şimdilik sessizlik hakim.

Havanın değişmekte olduğunun ikinci işareti, 18 Şubat 2014 tarihinde İran nükleer programı konusunda Viyana’da başlayan görüşmeler öncesinde yapılan açıklamaların iyimserlik yansıtmayan ton ve içeriği. Bu son gruba giren beyanlar daha ziyade İran tarafından. Örneğin dini lider Hameney görüşmelerden bir gün önce, iyimser olmadığını, bu müzakerelerin hiçbir yere varmayabileceğini, ancak masada kalmaya devam edeceklerini ifade etti. Bu ve benzeri açıklamaların, İran’ın Cenevre II’ye katılımının engellenmesine tepki göstermek, iç kamuoyuna da İran’ın nükleer programı konusunda eskisinden tamamen farklı bir yola girilmiş olmadığı mesajını vermek amacıyla yapıldığı düşünülebilir. ABD’li yetkililer de Viyana görüşmeleri öncesinde ihtiyatlı değerlendirmelerde bulundular.

Havanın değişmesinin bir başka nedeni Ukrayna’daki kritik durum ve bunun ABD-Rusya ilişkilerinde yarattığı, henüz fazlaca dillendirilmemiş sıkıntı da olabilir. Keza, Cumhurbaşkanı Putin’in Rusya ve kendisi için bir prestij projesi olarak gördüğü Soçi Kış Olimpiyatları öncesinde bu konuda Batı medyasında dile getirilen olumsuz görüşler de Moskova’da hoş karşılanmamış olabilir. Aslında Ukrayna’nın istikrarı da ABD ile Rusya arasında olabildiğince ortak anlayış gerektiren bir konu.

Bu tabloya şöyle bakmak da mümkün:

Birincisi, iç savaş halindeki bir ülkenin kimyasal silah envanterinin çıkarılarak bunların güvenli biçimde ülke dışına nakledilmesinin güç olacağı başından belliydi. Bazı gecikmeler olsa da bu süreç yürümektedir. Gecikmenin neden olduğu eleştiriler üzerine Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı bu işin 1 Mart tarihine kadar tamamlanmış olacağını açıklamıştı. Bu tahminin/taahhüdün gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini yakında göreceğiz.

İkincisi, Suriye barış görüşmelerinde hızla mesafe alınmasını beklemek hayaldi. Zira Suriye iç savaşı, özünde, mutlak bir kutuplaşmanın sonucudur. Bir başka yazımda Suriye diplomasisinin tahammül sınırlarını zorlayan müzakere/pazarlık geleneğine değinmiştim. Cenevre II’de karşı karşıya gelen taraflar bu geleneğin temsilcileri olduklarından bir çıkış yolu bulunması daha da güçtür. Lakhdar Brahimi’den önce BM/Arap Ligi Özel Temsilciliği görevini üstlenmiş olan BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan, taraflarda hiçbir uzlaşı işareti görmediği için, hayli erken denilebilecek bir aşamada görevi bırakmıştı. Brahimi’nin de bir süre sonra ABD ve Rusya’dan Cenevre sürecine son verilmesini isteyebileceği yolunda görüşler şu sırada dile getirilmekte. Buna karşın kendisinin sonsuz bir sabra sahip olduğunu söyleyenler de mevcut.

Üçüncüsü, P5+1 ile İran’ın 24 Kasım 2013 tarihinde Cenevre’de İran nükleer programına ilişkin Ortak Eylem Planı üzerinde mutabakata varmalarından sonra düzenlenen müzakerelerde, Plan’da yer alan belirli hususlar teknik anlayışlara dönüştürülmüş ve bunlar 20 Ocak 2014’de uygulamaya konulmuştur. İran bu bağlamda ciddi taahhütler almış ve Amerikan yetkililerinin de teslim ettiği üzere, uygulamada bunlara sadık kalmıştır. Bunun karşılığında yaptırımlarda çok sınırlı da olsa bir yumuşamaya gidilmiştir. Bir başka deyişle, bu alanda bir aksama şimdilik söz konusu değildir.

Netice olarak, son günlerin eleştirel söylemlerine rağmen Suriye’de iç barışı sağlamaya yönelik diplomatik çabalara biraz daha zaman tanınacağını düşünmek  yanlış olmaz. Amerikan halkının yeni bir askeri müdahaleye sıcak bakmadığı biliniyor. Rusya’nın tutumu da belli. Bu itibarla önümüzdeki dönemin gündeminde daha çok Cenevre sürecine içerik kazandırmaya yönelik arayışlar olacaktır. Kimse kanlı bir mezhep çatışmasına dönüşmüş Suriye iç savaşının ateşine elini sokmakta acele etmeyecektir. Kaldı ki, ikili ilişkilerinde başka nedenlerle yaşanabilecek iniş ve çıkışlar saklı kalmak koşuluyla, ABD ve Rusya’nın bölgede yükselişte olan El Kaide mevcudiyetini ve sayıları 7500 civarında olduğu söylenen cihadistleri öteden beri mevcut bir tehdidin daha geniş bir alana yayılması olarak gördüklerinde kuşku bulunmamaktadır. ABD’nin muhalifleri silahlandırmaktaki çekimserliğinin nedeni de budur. Suriye konusunda aynı çizgide olduğumuz Suudi Arabistan çıkardığı bir kraliyet kararnamesi ile ister içerde ister dışarıda, aşırı veya terörist olarak nitelendirilen gruplara katılan, maddi, manevi destek verenlere 20 yıla kadar hapis cezası getirmiş. Kimileri bunun daha çok içerdeki aşırıları kontrol etmeye yönelik olduğunu düşünmekte.

Bu çatışmanın uzamasının sıkıntısını en fazla çekenler ise Türkiye’nin de aralarında bulunduğu Suriye’nin komşuları. Suudi Arabistan ve Katar çatışma bölgesinin geniş çevresinde ama en yakınında değil. Savaşın girdabına çekilmekte olan Lübnan’da intihar saldırıları birbirini izlemekte. Irak mezhep mücadelesinden ve radikal örgütlerin kendi aralarındaki çatışmalarından nasibini fazlasıyla almakta. Ürdün Kralı Abdullah’ın Başkan Obama ile geçen hafta Kaliforniya’da gerçekleştirdiği iki saat on beş dakikalık görüşmenin gündeminin Suriye iç savaşı ile Orta Doğu barış sürecinden ibaret olduğu rahatlıkla söylenebilir. Nitekim Başkan Obama görüşmeden sonra ABD’nin Ürdün’e bir milyar dolarlık borç garantisi vereceğini açıkladı.  Önceki yıllarda Irak ve Sudan’dan da hatırı sayılır miktarda mülteci kabul etmiş olan Ürdün komşusundaki yangına körükle gitmemiş olmasına rağmen savaşın kendisine yansımaları için çok yüksek bir bedel ödemekte. Biz ise bu sıkıntılara kendimiz talip olduk.

Bölge ülkeleri zamanında bu yangını söndürmeye yönelik ortak bir zeminde buluşabilselerdi, hiç değilse böyle bir arayışa girebilselerdi, belki bir fark yaratabilirlerdi. En azından daha sonraki aşamalarda bugünkü kadar bölünmüşlük sergilemezlerdi. Oysa şimdi, dış güçlerin gelip bu işi bitirmesini bekleyen seyirci veya taraf durumundalar.

Son aylarda Türkiye dahil bölgede yaşanmakta olan kuraklık yaz aylarına uzanarak ilave bir su sıkıntısı yarattığı takdirde Suriye iç savaşı daha kötü gelişmelere sahne olabilir. Zira böyle bir durum Suriye’nin harabeye dönmüş yerleşim merkezlerindeki milyonlarca sivilin yaşam koşullarını, beka mücadelelerini büsbütün zorlaştıracaktır. Komşu ülkelerdeki mültecilerin barınma koşullarına da olumsuz etki yapacaktır. Başka bir açıdan bakıldığında, bölge halkının kurtuluşu için uzlaşmaktan başka bir seçenek olmadığı bir kez daha kanıtlanmış olacaktır. Ancak uzlaşı kültürünün yok, kutuplaşma kültürünün ise her şeye egemen olduğu bir bölgede tarafların ortak bir zeminde buluşmaları çok güç. Aksine, “ötekinin suya erişimini engellemek” şeklinde bir davranış daha güçlü bir olasılık.  Tunus örneğinin bu kadar övgü almasının nedeni de bu bölgesel kuralın istisnası olabileceğini, en azından bunun denenebileceğini ortaya koymuş olması.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s