Küresel Denge 6: Türkiye’nin Konumu

(Bu yazı dostum Emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’la birlikte kaleme alınmıştır.)

12 Haziran 2014

Küresel dengeyi, bunun şekillenmesini sağlayan faktörleri, oyuncuları ve oyunun kurallarını ele aldığımız yazı dizisini, Türkiye’nin sözkonusu karmaşık düzen içerisindeki yerini ve dünyadaki konumunu, önceki bölümlerde belirttiğimiz hususları tekrardan kaçınarak, kısaca irdeleyen bir yazıyla sonuçlandırmamızın uygun olacağını düşündük.

Kimileri, bir cihan devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nun, herhalde Balkan Savaşlarını ve hemen sonrasındaki Birinci Dünya Harbini kastederek, “12 yılda küçülme sürecine sokulduğunu” belirtip, Türkiye’nin de benzer bir zaman dilimi sonunda, 2023’de bu statüyü kazanacağı, yani cihan devleti statüsüne yükseleceği “öngörüsünü” dillendiriyorlar. Hatta bunu öngörüden ziyade bir “siyasi misyon”, “emperyal proje” olarak açıklıyorlar. Okumaya devam et

Başkan Obama’nın West Point’de Yaptığı Konuşma

8 Haziran 2014

Başkan Obama’nın dış politikasına yöneltilen eleştirilere daha önceki bazı yazılarımda değinmiştim. Kendisi, 28 Mayıs 2014 tarihinde, ABD’nin ünlü West Point Askeri Akademisinde yaptığı konuşmada dış politika vizyonunu bir kez daha açıklayarak eleştirilere yanıt verdi. Bu konuşmanın geniş bir özetini aşağıda sunuyorum:
• 2009’da West Point’de ilk kez konuştuğumda Irak’ta 100,000’den fazla askerimiz vardı. Afganistan’da kuvvet artırımına gitmeye hazırlanıyorduk. Terörle mücadele alanındaki çabamız El Kaide’nin 11 Eylül saldırılarını gerçekleştiren çekirdek kadrosu üzerine odaklanmıştı. Ülkemiz 1929’daki Büyük Buhran’dan sonraki en kötü ekonomik krizden çıkmaya henüz başlıyordu. Okumaya devam et

Suriye’de Hangi Noktadayız ?

5 Haziran 2014

Ukrayna krizi Suriye iç savaşını hiç değilse bir süre için geri plana itti. Çünkü bunlardan birincisi Soğuk Savaşı geride bırakmış olduğuna inanılan Avrupa’da, ikincisi ise çatışma ve karmaşanın sürekli egemen olduğu Orta Doğu’da. Avrupa’daki bu tür bir bunalım bir anda küresel gündemin en üst sırasına çıkabiliyor, bölgemizde ise birçok şey kanıksanabiliyor…
Kanımca BM-Arap Ligi Suriye Özel Temsilcisi Lakhdar Brahimi’nin 13 Mayıs 2014 tarihinde, selefi Kofi Annan gibi görevi bırakmış olması önemli bir siyasi gelişmedir. Kendisinin istifasından sonra Al-Monitor’ın Yazı İşleri Müdürü Andrew Parasiliti’ye verdiği mülakata geçmeden önce satırbaşları halinde Suriye bağlamında dikkat çeken birkaç noktaya değineyim: Okumaya devam et

Küresel Denge – 5: Oyunun Kuralları

(Bu yazı dostum Emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’la birlikte kaleme alınmıştır.)

2 Haziran 2014

Bundan önceki dört yazımızda küresel dengenin baş aktörleri ve güncel sorunlar bağlamında bunlar arasındaki ilişkiler üzerinde durmuştuk. Bu “dizi”deki beşinci ve sondan bir önceki yazımızda, satır başları halinde, bu güçler arasındaki münasebetlerde öne çıkan özelliklere ve uluslararası düzenin kurumsal yapısına ilişkin bazı gözlemlerde bulunacağız. Sonra da bunlardan bazı neticeler çıkarmaya çalışacağız. Okumaya devam et

Avrupa’da Yaşayan Türkler

26 Mayıs 2014

Bundan iki sene önce yayınlanan kitabımdan bir bölümün öze ilişkin kısımlarını aşağıda aynen sunuyorum:

Avrupa’daki Türkler, burada yerleşik Müslüman gruplar içerisinde, entegrasyon yönünde en fazla mesafeyi almış ve daima ılımlılığı temsil etmiş olanıdır. Birçok soruna, engellemeye rağmen, gerek yaşam deneyimi gerek varlık birikimi bakımından hatırı sayılır bir konumdadırlar…
Avrupa’daki Türkler, ülkemizin kalkınmasına ciddi katkı sağlamıştır. Bundan da bağımsız olarak devletimizin, onların refahına, esenliğine ve geleceğine kayıtsız kalması düşünülemez. Aksine, mevcut sıkıntılara akılcı, geniş görüşlü çözümler üretmesi, bunlar üzerinde ev sahibi ülkelerle anlayış birliği sağlaması beklenir. Bu esasen yıllardır sürdürülmekte olan bir çaba olup, özellikle kültürlerin çatışması, Avrupa’daki ekonomik sıkıntılar, ırkçılığın yükselmesi, aşırı sağcı partilerin oylarındaki artışlar gibi nedenlerle daha da fazla önem ve güncellik kazanmıştır. Okumaya devam et

Küresel Denge ve Baş Aktörleri – 4: Avrupa Birliği, NATO ve Diğerleri

(Bu yazı dostum Emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’la birlikte kaleme alınmıştır.)

26 Mayıs 2014

Çin’e ilişkin yazımızda, bu ülkenin öngörüleri çok aşan ekonomik ilerlemesinin kendisi bakımından bir “yumuşak güç açığı” yarattığını düşünenler olduğuna değinmiştik. AB ekonomik açıdan ilk üç arasında; yumuşak güç bakımından ise başat küresel aktör. Çünkü demokrasi ve insan hakları bahsinde en ileri değerlerin savunucusu Avrupa. Ama bu iki özelliği, onu gerektiğinde küresel siyasete yön verecek ağırlığı koyabilen bir oyuncu yapmaya yetmiyor. Bunun da başlıca nedeni, kurumlarına diğer alanların yanı sıra dış ve güvenlik politikalarında belirli yetkiler tanınmış olsa da, AB’nin ulusal egemenliklerine sıkıca sarılan 28 ülkeden oluşması; kriz durumlarında hızla karar alamayışı; aldığı kararların arkasında kuvvetle duracak siyasi ve askeri güce sahip bulunmayışı. Okumaya devam et

Ukrayna: Cumhurbaşkanı Seçimi Öncesi Görünüm

23 Mayıs 2014

Ukrayna’daki gelişmelere ilişkin son yazımda (Ukrayna Krizi – 4) ABD, AB, Rusya ve Ukrayna arasında 17 Nisan 2014 tarihinde Cenevre’de üzerinde mutabık kalınan ve “gerilimi düşürmeye ve bütün Ukrayna vatandaşlarının güvenliğini sağlamaya yönelik ilk somut adımlar” başlığını taşıyan belge üzerinde durmuştum.
O tarihten bu yana yaşanan birçok sıkıntıya rağmen gerilimin genel olarak biraz aşağı çekildiği söylenebilir. Bunun başlıca nedeni Ukrayna’nın kendi içinde bir iyiye gidişten çok Rusya’nın doğu Ukrayna’ya askeri harekat düzenlemesi olasılığının şu sırada biraz azalmış olması.
17 Nisan Cenevre mutabakatından sonra da taraflar birbirlerini suçlamayı sürdürdüler. Kiev Yönetiminin ayrılıkçılara karşı giriştiği sindirme harekatı başarılı olamadı. Ayrılıkçı bölgelerde çıkan çatışmalarda ölenler oldu. Özetle, 17 Nisan Cenevre mutabakatı içtenlikle desteklenmedi ve uygulanamadı. Okumaya devam et

Küresel Denge ve Baş Aktörleri – 3: ABD

(Bu yazı, dostum Emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’la birlikte kaleme alınmıştır.)

21 Mayıs 2014

Soğuk Savaş sonrası dönemin ABD cephesine bakıldığında, 11 Eylül terör saldırılarının Vaşington’un dünyaya bakışında bir dönüm noktası olduğu tartışma götürmez. Bu saldırılar o tarihte ABD’ne karşı, çok sınırlı bir radikal çevre dışında, tüm dünyada büyük bir sempatinin doğmasına neden olmuştu.
Ancak, sekiz yıllık Bush Yönetimi, bu sempatinin ABD çıkarları ve daha yapıcı bir dünya düzeni için yarattığı avantajı değerlendirememiştir. Uluslararası sorunların aşılması için gerekli çok taraflı işbirliği ihtiyacını göz ardı edebilmiştir. Kendi karar ve eylemlerine uluslararası toplumu ortak etme çabalarında gecikmiş ve inandırıcı olmamıştır. Okumaya devam et

Küresel Denge ve Baş Aktörleri –2: Çin

(Bu yazı, dostum Emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’la birlikte kaleme alınmıştır.)

18 Mayıs 2014

“Küresel düzen değişmekte…” cümleciğini duyduğumuzda ilk akla gelen Çin Halk Cumhuriyeti.
Henry Kissinger, 1970’lerin başında, ABD ile Çin arasında diplomatik ilişki kurulmasında önemli rol oynamış bir siyaset adamı ve düşünür olduğu için yazımıza, kendisinin 2011 yılında yayınlanan “Çin Üzerine”(On China) başlıklı kitabından, bu ülkenin zengin tarihi geçmişine vurgu yapan bir alıntı ile başlamakta yarar gördük. Kissinger şöyle demektedir:
“Hiçbir başka ülke, bu kadar sürekli bir uygarlığa ya da kadim tarihi geçmişiyle, stratejinin ve devlet adamlığının klasik ilkeleriyle böylesine yakın bir bağa sahip olamamıştır. Okumaya devam et

Küresel Denge ve Baş Aktörleri – 1: Rusya

(Bu yazı, dostum Emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’la birlikte kaleme alınmıştır. Bu ve onu izleyecek birkaç yazımızda değişmekte olan küresel dengelere ilişkin gözlemlerimizi sizlerle paylaşmaya çalışacağız.)

11 Mayıs 2014

Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinin tamamlanmasıyla, İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen dönemde Doğu-Batı ilişkilerine egemen olan Soğuk Savaş sona erdi. Yaklaşık yarım asır boyunca küresel kuvvet ilişkilerine hakim olan yapıların uğradığı köklü dönüşüm sonucu iki kutuplu dünya düzeni yerini ABD’nin merkezini oluşturduğu tek süper güçlü bir düzene bıraktı. Ne var ki, 11 Eylül 2001’de ABD’yi kendi topraklarında vuran terör eylemleri, Afganistan’a askeri müdahale, Irak’ın işgali, ABD’nin savaş yorgunluğu ve kuşkusuz bunların da katkısı olan küresel ekonomik kriz tek kutuplu dönemin uzun ömürlü olmasına izin vermedi. Böyle bir küresel üstünlüğün ilelebet korunması esasen olanaklı değildi. Okumaya devam et