Kategori arşivi: Uncategorized

Kutuplaşma: Orta Doğu’nun Temel Sorunu

18 Aralık 2013

Fizik biliminin tartışmasız bir kuralı, siyasi/sosyal düzenin bir türlü bastırılamayan  bir gerçeğinin tehdidi altında. Fizikte karşı kutuplar birbirini çekerken, siyasi/sosyal düzenin kutupları birbirlerini, yok etme noktasına varacak bir güçle itiyorlar. Soğuk savaşın kapitalist ve komünist kutuplaşması artık geride kaldı ama Orta Doğu’da bunun yerini, ırkçılığın, mezhepçiliğin, kültür ve milliyet çatışmalarının egemen olduğu çok yönlü ve çok daha karmaşık bir başka kutuplaşma almış görünüyor. Bugünün kutuplarının birbirini yok etmekte sergiledikleri şiddet neredeyse soğuk savaş kutuplaşmasında hayatını kaybedenleri unutturacak düzeyde. Kutuplaşma, bugün Orta Doğu’nun bir numaralı sorunudur. Okumaya devam et

Dış Politikamızda “Reset”

16 Aralık 2013

Son zamanlarda dış politikamızda bir “reset”e gidildiği konuşulmaya başlandı. “Reset” İngilizce bir sözcük ama Türkçede tam karşılığını bulmak biraz zor. Konuya değinenlerin İngilizce bir kelimeyi kullanmalarının gerekçesi de bu olsa gerek. “Reset” uluslararası ilişkiler irdelenirken zaman zaman kullanılıyor. Ancak bunu yaygınlaştıran, belki de Başkan Obama’nın 2009 yılı Temmuz ayında Moskova’ya yaptığı ziyaret öncesinde ABD-Rusya ilişkilerinde bir “reset” arzusunu dile getirmiş olması. Okumaya devam et

Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Vaşington’u Ziyareti

15 Aralık 2013

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 18 Kasım 2013 tarihinde Vaşington’u ziyaret etti. Görüşmelerden sonra Bakan ve Amerikalı karşıtı John Kerry ortaklaşa bir basın toplantısı düzenlediler. 45 dakika süren bu toplantı öncesinde baş başa, ardından da heyetler halinde görüşmeler yapılmış. Toplantının, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan 12.5 sayfalık tutanağını dikkatle okudum. Okumaya devam et

Başkan Obama’nın Orta Doğu’ya Yaklaşımı

11 Aralık 2013

Uluslararası basın, Başkan Obama’nın Orta Doğu politikasının ABD’nin dostlarınca eleştirilmekte olduğuna ilişkin haberler yayınlıyor. Bu bağlamda, Suudi Arabistan ve İsrail’in, İran’ın nükleer programı konusunda “aceleci ve yetersiz bir anlaşma” olasılığından rahatsızlık duyduklarından; Suudi Arabistan, İsrail ve Türkiye’nin Esad’a karşı çok daha sert bir tutum istediklerinden; Suudilerin Vaşington’un Sisi yönetimine mesafeli durmasından, Türkiye’nin ise aksine yumuşak davranmasından şikayetci olduklarından söz ediliyor. Özetle, bölge ABD’ne karşı yine karmaşık duygular içinde. Ülkeler, bölgesel gündemin değişik maddeleri üzerinde beklenmedik şekilde birleşebiliyor veya ters düşebiliyorlar. Ayrıca, İngiltere Parlamentosunun Suriye’ye askeri müdahaleyi reddetmesine karşın buna tam destek veren Fransa’nın, Obama’nın daha sonra tutum değiştirmesi nedeniyle düş kırıklığı yaşadığı kaydediliyor. Bu politikaların Orta Doğu’da giderek bir “boşluk” yaratacağını düşünenler de var. Okumaya devam et

Türkiye-İsrail İlişkileri: Hangi Noktadayız?

7 Aralık 2013

Türkiye ve İsrail on yıllar boyunca iyi ilişkiler sürdürdüler. Bu durum uzunca bir süre, Türkiye’ye karşı esasen karmaşık duygular besleyen Arap ülkelerinin bize bakışlarında olumsuz bir etken oldu. Ancak zamanla onlar da bu işbirliğinin kendi çıkarlarına yönelik olmadığını gördüler. Üstelik Türkiye-İsrail ilişkileri kendilerine, canları istediğinde Türkiye’yi eleştirmek için bir fırsat da sağladı. Örneğin bir kısmı bunu, Kıbrıs sorununda Rum-Yunan tezlerine destek vermek için pek dillendirilmeyen bir gerekçe olarak kullandılar. Yunanlılar Orta Doğu’da birçok Arap ülkesine yayılmış, yerleşmiş durumdadır ve onlarla ilişkileri iyidir.

Türkiye’de 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) iktidara gelmesi Türkiye-İsrail ilişkilerine bir belirsizlik unsuru getirdi. İsrail AKP’nin İslami köklerinden ve Filistin sorununa verdiği önemden kaygı duymaya başladı. Ankara ise, Amerikan işgaliyle beraber İsrail’in Irak Kürtlerine desten vermeye başladığına ilişkin duyumlardan rahatsızdı. Bu karşılıklı kuşkulara rağmen ilişkiler, Başbakan Erdoğan’ın, 30 Ocak 2009 tarihinde, Davos’daki Dünya Ekonomik Forumunda,  İsrail Cumhurbaşkanı Shimon Peres’i ağır biçimde eleştirdiği “one minute” olayına kadar olağan seyrini sürdürdü. Ancak bu olay, Filistin sorununun AKP’nin gündeminde pek yüksek bir noktada, hatta en üstte yer aldığını gözler önüne serdi ve ilişkiler de baş aşağı gitmeye başladı. Okumaya devam et

Arap Depremi: Suriye

6 Aralık 2013

Libya’da rejim değişikliğini sağlamak, daha doğru bir deyimle Batı’nın askeri müdahalesiyle Kaddafi’yi saf dışı bırakmak göreceli olarak kolay bir işti. İngiltere ve Fransa başı çekti. ABD onlara katıldı. Güvenlik Konseyinden bir karar çıkartıldı. Arap Ligi ve Afrika Birliği de buna yarı gönüllü bir destek verdiler. Libya’nın Avrupa’ya yakınlığı da askeri müdahale bakımından büyük kolaylık sağladı.

Suriye daha çetin bir ceviz çıkmıştır. Okumaya devam et

Arap Baharı: Libya

6 Aralık 2013

Birçok Arap ülkesinde, değişimci halk hareketlerinin yönetimden gördüğü şiddetli tepki “uluslararası toplum” nezdinde rahatsızlık yarattı. Açıklamalar, kuvvetli uyarılar yapıldı. Ancak Libya dışında hiçbiri, BM Güvenlik Konseyince onaylanan bir askeri müdahaleye yol açmadı. Bu itibarla, Libya örneği üzerinde daha ayrıntılı biçimde durmakta yarar vardır. Okumaya devam et

Arap Baharı: Demokratik Devrim mi, İktidar Savaşı mı?

6 Aralık 2013

Arap ülkeleri bağımsızlıklarını kazandıktan bu yana ya hanedanlar tarafından yönetilmiştir ya da tek parti rejimleriyle. Hepsinin ortak özelliği otoriter olmalarıdır. Arap ülkelerinin ekonomik performansı farklıdır. Ancak petrol zengini olanlarda dahi tam bir fırsat eşitliğinden, adil gelir dağılımından söz etmek güçtür. Bu ülkelerde yabancı işçi olarak çalışmak bir nevi esarettir. Uluslararası Af Örgütü’nün raporları ortada… Okumaya devam et

Filistin-Afganistan-Irak Üçgeni

6 Aralık 2013

Türk diplomasisi, Irak’ın işgalini takiben, bu üç sorunun, öyle görünmeseler dahi, aslında bir bütün oluşturduğunu, bir nevi birleşik kaplara benzetilebileceğini, bunlardan birindeki olumlu/olumsuz gelişmenin diğerlerini de etkileyeceği görüşünü savunmaya başlamıştır.

Diplomasimizin ortaya koyduğu bu görüş, bütün uluslararası sorunların özünde bir algılama meselesi olduğu gerçeğine dayanmakta idi. Bu, evrensel düzeyde ifadesini, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Anayasası’nın dibacesinde bulmaktadır: Okumaya devam et