2013’den 2014’e

30 Aralık 2014

Yeni bir yıla girilmesi hayatın akışını değiştirmez. Ancak bir muhasebe yapmakta yarar görülürse bu uygun bir zamandır. Bu çerçevede bazı gözlemlerimi aşağıda sunuyorum:

Küresel düzeyde:

  • Dünya Orta Doğu odaklı bir yılı daha geride bırakmaktadır. Bölgede 2013’ün temel özelliği artan kutuplaşma ve şiddettir. Şiddet Orta Doğu’dan Afrika’nın derinliklerine uzanmıştır.
  • Şiddetin düzeyi, içerdiği yöntemler Batı’da, Doğu’ya ilişkin kuşkuların yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Kültürlerarası ayrışma derinleşmektedir.
  • Orta Doğu’daki insani kriz Batı’ya göçü hızlandırmıştır. Bu durum, göçe karşı her zaman duyarlı olan Batı ülkelerinde giderek artan bir kaygı yaratmakta ve aşırı sağ için malzeme oluşturmaktadır.
  • Başkan Obama 2009’da Rusya Federasyonuna gerçekleştirdiği ziyarette ilişkilerde bir “reset” arzusundan söz etmişti. Bu henüz olamadı ise de, Suriye’nin kimyasal silahları konusunda varılan anlaşma iki ülke arasında daha iyi bir “birlikte çalışma ortamı” yaratmış görünüyor.
  • Hiç kuşku yok ki el Kaide ve onunla bağlantılı örgütlerin bölgede zemin kazanması bu yakınlaşmayı teşvik etmektedir.
  • Rusya, özellikle Orta Doğu’da hala küresel bir oyuncu olduğunu göstermiştir. Diplomatik yeteneklerini kanıtlamıştır.
  • Çin fazlaca ön plana çıkmadan güçlenmeyi sürdürmektedir.
  • ABD, çatışma alanlarını daraltarak, dış askeri müdahalelerin çok yönlü tahribatını geride bırakarak farklı bir süper güç konumuna geçmeye çalışmaktadır.
  • Obama yönetimi, askeri müdahalelerin sorunları çözmekte yeterli olamayacağını, siyasi/diplomatik çözümleri tercih ettiğini açıkça ortaya koymuştur. Bu, Bush dönemine kıyasla büyük bir değişim gayretidir. Bana göre, 2014’ün en önemli küresel gelişmesidir. Sonucu bekleyip görelim.
  • Başkan Obama, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, ABD’nin Orta Doğu’da, bir yandan komplo teorileri ile suçlanırken diğer yandan askeri müdahaleye davet edilmesindeki çelişkiye değinmiştir. Bu bir “geleceğinize sahip çıkın” uyarısıdır.

Bölgesel düzeyde:

  • Orta Doğu kanlı bir mezhep çatışması içerisindedir. Arap/İslam ülkeleri, Arap Ligi ve İslam İşbirliği Teşkilatı bu sorunun aşılmasına katkıda bulunmakta yetersiz kalmışlardır. Bazı üye ülkeler iç savaşa taraf olmuşlardır. Birleşmiş Milletler de bekleneni verememiştir.
  • Bunun nedeni, Arap/İslam ülkelerinin de, “uluslararası toplum”un da ideoloji/çıkar temelinde bölünmüş olmasıdır.
  • Orta Doğu’daki kutuplaşma ve çatışma demokrasi yanlılarını saf dışı bırakmıştır. Şu sırada yapılan kaba bir iktidar savaşıdır.
  • Terör örgütleri bölgedeki mevcudiyetlerini takviye etmektedir.
  • Filistin, Afganistan, Irak sorunlarına Suriye’nin de eklenmiş olması bölge gündemini ağırlaştırmıştır.
  • Mısır’daki askeri darbe herkes bakımından bir açmaz teşkil etmektedir. Darbeyi onaylamayanlar dahi, Mısır’daki siyasi ve ekonomik koşulların daha kötüleşmesi halinde bölgede yeni bir kabus yaşanmaya başlayacağının bilinci içinde, orta yol arayışındadır. Rejime sağduyu göstermesi, birleştirici olması, sadece baskı ile sonuç alamayacağını idrak etmesi için tanınan süre dolmaktadır.

 

Bu olumsuz tablo yanında “umut” sözcüğünü hatırlatan birkaç gelişme var:

  • Birincisi, Suriye’deki kimyasal silahların imhası programının, bazı gecikmelere rağmen yolunda gitmesi, ne kadar güç olursa olsun, siyasi çözüm için bir teşvik olacaktır.
  • İkincisi, aynı gözlemi İran nükleer programı için varılmış bulunan “Ortak Eylem Planı” için de yapmak mümkündür. Bu ilk adımın kapsamlı bir anlaşmayla sonuçlanması bölge gündeminde önemli rahatlama sağlayacaktır. ( Ayrıca, İran’ın profilini de yükseltecektir.)
  • Üçüncüsü, ABD, Filistin-İsrail görüşmelerinde ilerleme sağlamak için yoğun bir çaba içerisindedir. Karanlık bölgesel tabloyu en fazla aydınlatacak ve olumlu küresel yansımaları olacak gelişme bu olmakla birlikte, geçmişte yaşanan deneyimler iyimserliğe imkan vermemektedir. Bilmem kaçıncı defa ümitlenelim ama heyecanlanmayalım. Olur olmaz her şey için bilinçsizce kullandığımız bir söz var: “tarih yazmak”. Böyle tanımlanmayı hak edecek olanlar, Filistin sorununun çözümünü sağlayacak olanlardır. Başkan Obama ve Dışişleri Bakanı Kerry bu gerçeği gördükleri izlenimini veriyorlar.
  • Nihayet dördüncüsü ve belki de en önemlisi, Tunus’ta İslamcı Ennahda ile laik muhalefet arasında, 2014’de yapılması öngörülen genel seçimlere kadar ülkeyi yönetecek bir geçici hükümet kurulması üzerinde mutabakata varılmasıdır. “En önemlisi” diyorum zira bu mutabakat, tam anlamıyla uygulandığı takdirde, Orta Doğu’ya hakim “ya hep ya hiç” yaklaşımının bir kenara konulabileceğinin ilk somut örneğini oluşturacaktır.
  • İyimser olmak istiyorsak, bu konulardan birinde veya ikisinde sağlanacak ilerlemenin bölgede yeni/olumlu bir dinamik yaratabileceğini düşünebiliriz.

 

Türkiye için söylenebilecek olan, ülkemizin içerde gerilimli bir yılı geride bıraktığı ve yeni yılın muhtemelen öncekinden daha iyi olmayacağıdır. Orta Doğu’ya örnek olmamız masalı bitmiştir. Artık önemli olan bizim kimi örnek alacağımızdır. Dış politikada ise 2013’ün, yanlışlarımızın doruk yaptığı; Türkiye’nin yüzünü Doğu’ya sırtını Batı’ya döndüğü; bölgesel sorunlara en yanlış yöntemlerle taraf olduğu; komşularımızla ilişkilerin kötüleştiği; AB sürecinin yerinde saymaktan çok geri kaydığı; ABD ile ilişkilerimizin inişe geçtiği bir yıl olduğu söylenebilir. Özetle, dış politikamızın dayandığı sütunların tümünde kalıcı tahribat vardır.  Yakın zamanda içerde yaşamakta olduğumuz sıkıntıların, nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, dış politikada ağır bir maliyeti olacağını da bu gözlemlere eklemeliyim. Dış politikanın gerçeği, içerde güçlü olanın dışarıda da güçlü olduğudur. Oysa en başta gelen özelliklerimiz bölünmüşlük, kutuplaşma, çatışma.

 

Yaşamakta olduklarımız bana, bir Dışişleri Bakanlığı mensubu olarak eski karmaşa dönemlerinde, yurt dışında hissettiklerimi hatırlattı. Böyle zamanlarda yabancılarla muhatap olmak insanı sıkar. Demokrasi yarışında geride bıraktığımızı sandığımız ülke temsilcilerinin gözlerinde “hani farklıydınız, ileri demokrasiydiniz, AB üyesi olacaktınız…” sözcüklerini okursunuz. Gerçek yanıtları içinize sindiremediğiniz için günü kurtaracak söylemler arar, bulamazsınız. Bize ümit bağlamış olan, sıkıntımızı içtenlikle paylaşan ve işi yine bu noktaya vardırdığımız için üzülen yabancı meslektaşların düş kırıklığını bakışlarında görürsünüz. Evet, çünkü Türkiye yıllardır Müslümanlıkla demokrasiyi bağdaştıran tek ülke olmak iddiasındaydı. Dolayısıyla yaşamakta olduğumuz iç çatışma, bölgesel ve küresel düzeyde ilave bir karamsarlık nedenidir.

 

Hoş bir tablo çizmediğimin farkındayım. Ama bugün yılbaşı ve yılbaşları her şeye rağmen, umutla avunmanın çekiciliğine kendimizi kaptırdığımız günlerdir. Onun için şimdilik bırakın bu söylediklerimi bir yana, ailenizle, dostlarınızla hoş bir akşam geçirin.

Mutlu yıllar!

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s