Rusya’da Ekonomik Kriz

 

19 Aralık 2014

Uluslararası gündem Türkiye’ye özenmeye başladı; aniden değişebiliyor. Aradaki fark, uluslararası gündemdeki değişikliklerinin çok ender de olsa iyimserlik ilham etmesi. Örneğin, “yeni bir soğuk savaş mı başlıyor?”sorusu sorulurken, o dönemin son duvarının yıkılmasına karar verildiğinin açıklanması gibi. Dünyanın bir numaralı küresel gücü ABD ile Küba arasında yarım asırdan uzun bir zamandır sürmekte olan “küçük soğuk savaşın” sona erdiriliyor ve diplomatik ilişkilerin ihya ediliyor olması aslında çok gecikmiş bir gelişme. Dolayısıyla Başkan Obama’nın attığı adımı alkışlamak gerekiyor. Obama ile Küba Cumhurbaşkanı Raul Castro arasında varılmış olan mutabakatın tam olarak yaşama geçirilebilmesi, örneğin Küba’ya uygulanmakta olan ambargoların kaldırılması Kongre onayını gerektirmekte. Oysa o cenahtan hemen muhalif sesler duyulmaya başladı bile…

Son günlerin en önemli gelişmesi Rusya’daki ekonomik kriz. Kimileri bunda Ukrayna yaptırımlarının etkisini görüyor ve memnuniyet duyuyor. Kimileri ise durumu Rusya’nın yapısal sorunlarına bağlıyor yaptırımların belirleyici olmadığını düşünüyor. Bazı gözlemciler de, Rusya’daki finans krizinin derinleşmesinin Batı ülkeleri bakımından da siyasi/iktisadi olumsuz sonuçları olabileceğine dikkat çekiyor.

Yeltsin dönemi (1991-1997) sonunda Rusya Federasyonu’nun gayrisafi milli hasılası % 43 oranında azaldı. 1998 ekonomik krizi, petrol fiyatlarındaki düşüş de Rus ekonomisi için ilave sıkıntılar yarattı; enflasyon rekor kırdı; derin sosyal sorunlar ortaya çıktı. 26 Mart 2000 tarihinde düzenlenen seçimleri ilk turda kazanan Cumhurbaşkanı Putin’in bu görevdeki sekiz yılı Rusya’da devletin, ekonominin yeniden inşa edildiği, kişi başına düşen gelirin arttığı ve Rusya’nın yeni kimliğiyle uluslararası sahnede yerini aldığı bir dönem oldu. Artan petrol fiyatları bu gelişmeyi destekledi. Rusya büyük bir dış ticaret fazlası oluşturdu; dış borç sorununu aştı. Bununla birlikte ekonominin dayandığı sütunların sayısını arttırmakta yeterince başarılı olamadı. Örneğin, petrol ve doğalgaz satışları 2013 yılında Rusya’nın ihracat gelirinin % 68’ini oluşturdu. Dolayısıyla petrol fiyatlarındaki büyük düşüş, yaptırımlarla birleşince ortaya dramatik bir tablo çıktı. Ruble 2014 başından bu yana dolar karşısında % 50 değer kaybetti.

Rusya Cumhurbaşkanı Putin, Ukrayna bunalımının başından bu yana Batı’nın “renk devrimlerine” verdiği açık/kapalı desteği eleştirmekte ve bunu, örneğin Gürcistan, Ukrayna gibi ülkelerin içişlerine bir müdahale olarak gördüğünü vurgulamakta. Son dönemde Rus yetkililer, Batı’nın asıl amacının Rusya’da rejim değişikliği, daha doğrusu Putin’in saf dışı bırakılması olduğunu da dile getirmekteler. Ekonomik krizin, en azından Rusya Cumhurbaşkanının yakın çevresinde bu izlenimi güçlendireceğini düşünmek yanlış olmaz.

Yaptırımlar Rusya’nın Ukrayna konusunda izlediği tutuma bir tepki idi. Önemli olan petrol fiyatlarındaki dramatik düşüşün de şu döneme rastlamış olması. Daha açık bir deyişle, petrol fiyatlarındaki düşüş, petrol piyasasının kendi öz dinamiklerinin ortaya çıkardığı bir durum mu, yoksa “siyasi konjonktürün” de teşvik ettiği bir gelişme mi? Bunlardan birincisinin bugünkü tabloyu ortaya çıkarmış olduğunu düşünsek dahi bu kendi başına yeterli olmayabilir. Çünkü petrol fiyatlarında ciddi bir düşüş olduğunda görmeye alışkın olduğumuz karşı önlem OPEC ülkelerinin üretimi kısmalarıdır. Oysa bu defa böyle bir tepki ortaya konulmadı.

Bu tablodan, Obama Yönetiminin Ukrayna konusunda istediği çizgiye getiremediği Putin Rusya’sını ekonomik alanda ciddi biçimde sarsmak istediği sonucuna varmak mümkün. Bu varsayım doğru ise, bunun kalıcılık derecesi önem kazanmaktadır. Petrol fiyatlarının uzun süre bu düzeyde seyredeceğini düşünmek biraz güç görünüyor.

Cumhurbaşkanı Putin dün düzenlenen geleneksel yılsonu basın toplantısında Rus halkına ekonomik kriz bağlamında güven vermeye çalıştı. Alınacak önlemler konusunda fazlaca ayrıntıya girmese de krizin iki yılda, belki de daha kısa zamanda, aşılacağını söyledi. Sorunu “dış gelişmelere” bağladı.

Batı ile ilişkiler konusunda kuvvetli bir üslup kullandı. Bir soruya cevaben, NATO’nun genişlemesini “yeni bir Berlin duvarı” olarak nitelendirdi. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra ülkesinin uzun menzilli stratejik keşif uçuşlarını durdurduğunu, oysa Amerika’nın bu uçuşları sürdürdüğünü, şimdi Rusya’nın da aynı yola gittiğini belirtti. Rusya’nın biri Kırgızistan’da diğeri Tacikistan’da olmak üzere yabancı topraklarda sadece iki askeri üsse sahip olduğunu, ABD’nin üslerinin ise bütün dünyaya yayılmış bulunduğunu ifade etti. Pentagon’un bütçesinin Rusya’nın savunma bütçesinin on katı olduğuna dikkat çekti.

Rusya Cumhurbaşkanı, Ukrayna konusunda ülkesinin bilinen tutumunu tekrarladı. Sorunun sadece siyasi yöntemlerle çözülmesi, bu bağlamda Minsk Protokolünün tümüyle yaşama geçirilmesi gerektiğini belirtti. Ukrayna Cumhurbaşkanı Poroşenko’nun sorunu çözmek istediğini ancak Kiev’de farklı yaklaşım içerisinde olanların bulunduğunu kaydetti.

Doğalgaz ve boru hatları konusunda, Rusya’nın enerji ihtiyacı istikrarlı biçimde artmakta olan Asya-Pasifik pazarı ile ilişkilerini güçlendirmeyi öngördüğünü, bunun siyasi bir tercih değil küresel ekonomik durumun gereği olduğuna değindi. Güney Akım Projesinin yerine Türkiye’ye uzanacak yeni bir hat inşası konusunda da bunun daha çok Avrupalılara bağlı bulunduğunu, Avrupa pazarının şimdilik en istikrarlı biçimde ve uygun fiyatla alabileceği doğalgazın Rus doğalgazı olduğunu söyledi. Türkiye’nin projeye tam destek verdiğinin  altını çizdi

Rusya Cumhurbaşkanı basın toplantısında Ukrayna konusunda geri adım atmaya hazır olduğu yolunda bir işaret vermedi. Mevcut sıkıntıların Kırım için ödenen bir bedel olup olmadığı yolundaki bir soruyu da olumsuz yanıtladı. Rusya’nın bir ulus, bir medeniyet ve devlet olarak bekası için bedel ödemekte olduğunu söyledi. Konuşması boyunca da Rusya’nın sürekli çevrelenmek istendiği hususunu öne çıkardı. “Dişleri sökülmüş, hatta içi doldurulup köşeye konulmuş bir ayı”nın daha fazla tercih edilebileceğine değindi.

Putin’e, şöyle bir soru da soruldu:
“Avrupalı bürokratlar Türkiye’nin Rusya’ya karşı uygulanmakta olan yaptırımlara katılmasını istiyorlar. Şu konuda görüşünüz nedir? Kuzey Kıbrıs’ta AB’nin 40 yıldır ambargo uyguladığı bir ülke var ve o da Rusya’nın sorunun çözümüne yardımcı olmasını bekliyor.”

Putin bu soruyu yanıtlarken, Rusya’nın Kıbrıs konusunda dengeli bir tutum izlediğini, çözümün iki Ada’daki taraflarca bulunması ve dışarıdan dayatılmaması gerektiğini, Türkiye ile çok iyi ilişkilere sahip olduklarını, Yunanistan’la aralarında özel bir ilişki bulunduğunu, bu bağlamda dini yakınlığın da unutulmaması gerektiğini söyledi. (Kıbrıs’ta) Sınırda bazı kolaylıklar sağlandığına, bazen daha fazla bazen daha az iyimserlik ilham eden gelişmeler olduğuna değindi. Rusya-Türkiye ilişkilerinin tarihinde trajik ve dramatik dönemler yanında Atatürk zamanında olduğu gibi olumlu dönemler de yaşandığını belirtti. Türkiye ile Rusya’nın bölgesel çıkarlarının çoğu kez örtüştüğünü, birçok bölgesel sorunun Türkiye’nin katkısı olmadan çözülemeyeceğini, bu nedenlerle Türkiye ile ilişkilerini ileri götürmeyi istediklerini kaydetti.

Batılı ülkeler geniş bir cephede Rusya’nın işbirliğine ihtiyaç duyduklarından, Ukrayna bunalımı nedeniyle ortaya çıkmış bulunan güven bunalımının Rusya’daki ekonomik kriz nedeniyle daha da derinleşmesi kimsenin çıkarına hizmet etmeyecektir. AB’nin Kırım odaklı son yaptırımları da ekonomik bir cezalandırma olmaktan çok siyasi bir tutumu yansıtmaktadır. Neticede Avrupa ülkeleri de, ABD de bir aşamada Rusya’ya gerekli mesajın verilmiş olduğunu düşünerek Ukrayna’da yeni bir uzlaşı arayışına girmeye yatkın olacaklardır. Esasen ABD Dışişleri Bakanı Kerry de Ukrayna konusunda tutum değiştirmesi halinde Rusya’ya uygulanan yaptırımların çok kısa bir sürede, “birkaç gün içinde” kaldırılabileceğini söylemekte.

Dolayısıyla şimdi yapılması gereken Rusya’nın ekonomik kriz nedeniyle Ukrayna’da geri adım attığı izlenimini vermeyecek makul bir ortak zemin için yeni bir arayışa girilmesidir. Esasen son günlerde Ukrayna’daki ateş-kesin daha iyi uygulanmakta olduğuna ilişkin haberler var. Cumhurbaşkanı Putin, Şansölye Merkel, Cumhurbaşkanı Hollande ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Poroşenko arasındaki temaslar da sürdürülmekte.

Öte yandan, Rus diplomasisinin Halep’te sağlanacak bir ateş-kesle siyasi süreci canlandırmaya çalıştığı anlaşılıyor.

Bize gelince, ekonomik çıkarlarımızı akılcı biçimde korumaya çalışmamız doğrudur. Ancak bunu yaparken ihtiyatlılığı elden bırakmamaya ve gidişatı irademiz dışında belirlenecek bir oyunun parçası haline gelmemeye, büyük resmi gözden kaçırmamaya özen göstermemiz gerekir. Rusya tarihiyle, ekonomik ve askeri gücüyle, belirli sektörlerde sahip bulunduğu teknolojiyle, kültür ve sanatıyla büyük bir ulustur ve bizim en önemli komşumuzdur. Birçok başka ülke gibi örnek alabileceğimiz başarıları da vardır. Ancak bugünkü yönetim biçimi bunlar arasında olmamalıdır. Herhalde demokrasiye gönül vermiş Rusların hayalinde de Türkiye örneği bulunmamaktadır. Daha açık bir deyişle, her iki ülke için bu alandaki benzerlikleri arkada bırakarak farklı standartları yakalama zamanı gelmiş ve geçmektedir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s