Bölge Efendiliği ; Değerli Yalnızlık ; Şimdi Nereye ?

9 Mart 2014

Dış politikamızda sonbahar, aşırı iddialı, Cumhuriyet dönemi Türk dış politikasının geleneklerini küçümseyen; Türkiye’nin küresel bir güç olma potansiyelinin heba edildiği, geçmişte adeta hiçbir şey yapılmadığı için işe sıfırdan başlamak gerektiği anlayışını yansıtan; sürekli ders veren bir söylemle başlamıştı. Dünyanın merkezindeydik. Komşularımızla aramızda sorun kalmayacaktı. Şengen yerine Şamgen’i koyacaktık. Suriye ile benzer tehditler karşısındaydık… Sonra Arap baharı geldi. Bazı bocalamalardan sonra bunu Osmanlıyı ihya etmek için bir fırsat olarak gördüğümüz anlaşıldı. Evet, “bölgenin efendisi, hizmetkarı”, kısaca her şeyi biz olacaktık. Orta Doğu bizden sorulacaktı. Bu amaçla komşumuz Suriye’deki yangını söndürmeye çalışmak yerine teşvik ettik; içlerine karıştık. Türkiye zamanla “Sünni cephenin bir üyesi” olarak anılmaya başlandı. Bu “projeye” başlarken iki bölgesel müttefikimiz olduğunu varsaymaktaydık: Suudi Arabistan ve Katar. Arkadan Mısır’da işler karışmaya başladı. Burada da gidişatı yanlış okuduk. Mısır’ın ulusal uzlaşı arayışına yardım edeceğimize iç çekişmelerine taraf olduk. Kahire’de yönetime kimin egemen olması gerektiği hususunda dünyada en ileri tutumu biz aldık. Müttefiklerimizden Suudi Arabistan’la yollarımız ayrılmaya başladı. Katar’la baş başa kaldık. Bütün bunları demokrasi, insan haklarına saygı gibi yüce değerler adına yaptığımızı söyledik. Böylelikle başkalarının ne yaptığımızı, ne yapmak istediğimizi kavrama yeteneğine saygısızlık ettik.

Doğrusunu söylemek gerekirse, beni bu yazıyı kaleme almaya teşvik eden ani neden Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in ve arkadan Mısır’ın Katar’daki Büyükelçilerini çekmiş olmalarıdır. Suudi Arabistan bununla da kalmadı ve Katar ile Türkiye’nin sınırsız destek verdiği Müslüman Kardeşleri terör örgütü ilan etti. Ülke dışında (ki bununla kastedilen öncelikle Suriye ve Irak’tır) savaşan vatandaşlarına ülkeye dönmek için iki hafta süre tanıdı. Suudi Arabistan artık yabancı ülkelerde savaşmayı suç telakki ediyor. Bu gelişmeler bize,  ”Peki biz nerede duruyoruz? Bu karmaşayı nasıl yorumlamalıyız? Araplar arasındaki sorunlara taraf olmakla yanlış yaptığımız bir kez daha kanıtlanmadı mı? Bu üç Körfez ülkesine karşı Katar’ın yanında duracak mıyız? ” gibi sorular sormak hakkını veriyor. Şunu da peşinen kaydetmek isterim ki üç Körfez ülkesinin kararını “hanedanlarını koruma kaygısı” ile izah etmek ve Türkiye’nin Müslüman Kardeşlere desteğini halkçı/demokratik bir yaklaşım olarak tanımlamak benim için makbul değildir. Zira böyle bir yaklaşım bu defa hanedanların yönettiği ve son yıllarda ilişkilerimizin daha da derinleştiği bazı Arap ülkeleriyle köprülerin atılması demektir. Türkiye’nin ulusal çıkarları bu gibi konularda taraf haline gelmekten kaçınmamızı gerektirmektedir.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı William Burns, 6 Mart 2014 tarihinde Senato Dış İlişkiler Komitesinde düzenlenen toplantıda Doğu Akdeniz bölgesindeki aşırı cereyanlar hakkında Senatörlere bilgi sundu. Burns sunuşunda, Suriye’nin terörist örgütlerle bağlantılı yabacı savaşçılar için bir çekim merkezi haline geldiğini, çoğu Sünni aşırılardan oluşan bu kişilerin ABD’nin uzun vadeli çıkarları bakımından bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Bu sorunla nasıl başa çıkmaya çalıştıklarını anlatırken Türkiye ile işbirliğini arttırdıklarına da değindi. Öte yandan yabancı basın, bir Fransız mahkemesinin Mayıs 2012’de Suriye’deki savaşa katılmak üzere Fransa’dan Gaziantep’e gidecek bir uçağa binmek üzereyken yakalanan üç kişiden elebaşı olanına 4 diğer ikisine de 3 ve 2 yıllık hapis cezaları verdiğini duyurdu. Fransa Cumhurbaşkanı Hollande daha önce, 700 Fransız vatandaşının ve bir miktar yabancının iç savaşa katılmak üzere Fransa’dan Suriye’ye gittiklerini açıklamıştı.

Bu tablo, dış politikada nereye geldiğimizin Orta Doğu boyutudur. Burada dostumuz kalmamıştır. Ancak sorun bundan ibaret değildir.

Uluslararası düzenin tartışılmaz gerçeği dış politikanın temelinde iç politikanın yattığıdır. Ülkenizde huzur, birlik, dayanışma yoksa dış politikada hiçbir şey yapamazsınız. Ama evinizdeki karmaşanın üzerine dış politika yanlışları da eklenirse yönünüzü kaybedersiniz.  Bizde olan budur.  Ülkemizdeki iç siyasi gelişmeler ve dış politikadaki yanlışlarımız nedeniyle AB ile ilişkilerimiz iniştedir. ABD ile de aynı nedenlerle sıkıntıda olduğumuz yadsınamaz. Nitekim Türkiye’nin bölgeye “örnek” veya “esin kaynağı” olabileceği yolundaki söylem tamamen bitmiştir. Bugün aldığımız sadece eleştiridir.

“Beğenilmeyen”, “statik bulunan” geleneksel Türk dış politikası sütunlar üzerine bina edilmişti. ABD ile iyi ilişkilerimiz ve AB katılım süreci bize Orta Doğu’da itibar sağlamaktaydı.  Bölgesel konumumuz, bölge ülkeleriyle iyi ilişkilerimiz, yumuşak gücümüz ise ABD ve AB nezdinde bize güç vermekteydi. Buralardan aldığımız enerji ile Afrika’da, Asya’da, Güney Amerika’da yeni sütunlar inşa etmeye başlamıştık. Bölgesel sütun çöktü. Diğerleri sallanıyor. Özetle, dış politikamız kışa girmek üzere. Biz ise on yılların en ciddi iç karmaşasını yaşamaktayız. Umarım uyandığımızda ülkemizi çok farklı bir yerde bulmayız.

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s