Arap Baharı: Libya

6 Aralık 2013

Birçok Arap ülkesinde, değişimci halk hareketlerinin yönetimden gördüğü şiddetli tepki “uluslararası toplum” nezdinde rahatsızlık yarattı. Açıklamalar, kuvvetli uyarılar yapıldı. Ancak Libya dışında hiçbiri, BM Güvenlik Konseyince onaylanan bir askeri müdahaleye yol açmadı. Bu itibarla, Libya örneği üzerinde daha ayrıntılı biçimde durmakta yarar vardır.

Libya’ya karşı girişilen müdahalenin, arasında aşağıdaki hususların da yer aldığı, kendine özgü nedenleri var:

  • Kaddafi, çok farklı kişiliğiyle Batı’da tek bir liderin dahi sempati duyabileceği biri değildi. Aksine birçoğunun, ekonomik çıkar uğruna katlanmak zorunda kaldığı, muhataplarını aşağılayıcı davranışları nedeniyle derin kin beslediği biriydi. Bu özelliği onu, bir örnek yaratmak bakımından cezalandırılabilecek Arap diktatörlerinin birinci sırasına yerleştirmişti.
  • Libya Avrupa’ya çok yakın ve askeri harekâta müsait bir ülke idi. Müslüman ülkelerin üs/tesis veya hava sahasından geçiş katkısını gerektirmemekteydi. Silahlı kuvvetleri güçten yoksundu.
  • Fransa, İngiltere ve ABD’nin iç politika mülahazaları ve seçim kaygıları, böyle kolay bir hedefi başarıyla vurmanın siyasi getirisini cazip kılmaktaydı. Özellikle Tunus’taki gelişmeleri zamanında kavramakta zorlanan ve kuzey Afrika’yı kendi nüfuz alanı olarak gören Sarkozy Yönetimi bu yanlışını mutlaka telafi etmek istemekteydi.
  • Libya petrol ve doğal gaz zenginliği ile cazip bir yatırım alanıydı. Petrolü çıkaranlar Batılı büyük şirketler olsa da, daha uyumlu bir yönetim tercih edilirdi.
  • Libya’ya arka çıkarak oyunu bozacak büyük bir güç yoktu.

 

Libya’daki çatışmalar ve oradaki yabancıların ülkeyi terk etmede yaşadıkları sıkıntılar dünya kamuoyunda “bir şeyler yapılması gerektiği” yolunda bir algılama yaratmıştır. Bizim gerçekleştirdiğimiz tahliye operasyonu, vatandaşlarımızın can güvenliği gibi son derece meşru bir nedene dayansa da bu algılamaya katkıda bulunmuştur. Geriye bakıldığında, bunun aşırı propagandasının yapılmış olmasının, Hükümetin krizin ilk günlerinde izlediği dış müdahaleye mesafeli siyasetle örtüşmediği düşünülebilir.

Libya’da başlayan muhalif gösteriler ve bunun sonucunda ortaya çıkan çatışmalar ve Kaddafi’nin muhalefeti bastırmak amacıyla her şeyi yapabileceği izlenimi veren dengesiz beyanları Batılılara bekledikleri fırsatı verdi. Ancak bu fırsatın değerlendirilebilmesi için “meşruiyet” zeminine ihtiyaç vardı. Irak deneyiminden çıkarılabilecek en önemli ders ise bunun bir Güvenlik Konseyi kararı olduğu idi.

Müdahale yanlıları, yani Fransa, İngiltere ve ABD, esasen Güvenlik Konseyi üyesi oldukları için buraya doğrudan bir karar tasarısı getirebilirlerdi. Ancak Irak ve Afganistan deneyimleri, meşruiyetin, geniş bir zeminde ve farklı kültürleri içerecek biçimde oluşturulmasını gerekli kılmaktaydı. Bu bakımdan en uygun mekanizma Arap Ligi idi. Bir Arap ülkesine, Lig’in önderlik edeceği bir müdahale sürecinin meşruiyetinin sorgulanması olanaklı değildi.

Arap Ligi, “Libya’da uçuşa yasaklı bölge” ilanı yönünde aldığı karar ve bu bağlamda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine yaptığı müracaatla Libya’ya müdahale sürecinin önünü açtı. Bu tutum şöyle açıklanabilir:

  • Arap yönetimleri, dünyanın dikkati Libya’ya odaklanmış iken daha fazla sessiz kalmalarının, gerek iç gerek dış kamuoyu bakımından izahı zor bir durum teşkil edeceğini düşünmüşlerdir. Bu karar onlar bakımından, “değişimin desteklendiği” mesajı, bir tür savunma teşkil etmiştir.
  • Kaddafi Arap dünyasında da kendisine sempati duyulan bir lider değildi.
  • Batı’nın bu yönde karar alınması için Arap Ligi üyelerini cesaretlendirdiği, hatta zorladığı düşünülebilir. Buna kararın içeriği de dahildir.
  • Arap ülkeleri, Güvenlik Konseyinden bir kararın, Rusya Federasyonu’nun ve Çin’in tutumu nedeniyle kolayca çıkmayabileceğini, çıksa da uygulamada zorlukla karşılaşacağını, bunun kendileri bakımından ideal sonucu teşkil edeceğini hesaplamış olabilirler. Bu varsayım doğru ise kötü biçimde yanılmışlardır.
  •  O dönemde, Mısır iç siyasetine ilişkin hesaplar da bu adımı teşvik etmiş olabilir.

Mümkün olabildiğince şematik biçimde, Arap Ligi’nin 12 Mart 2011 tarihli kararı ile Güvenlik Konseyinin 17 Mart 2011 tarihli ve 1973 sayılı kararının temel unsurlarını yan yana koymakta yarar olabilir.

Arap Ligi kararında özetle şunlar dile getirilmiştir:

  • Libya halkına karşı girişilen ve suç teşkil eden saldırılar derhal durdurulmalıdır.
  • Arap Ligi Libya’nın bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne bağlıdır ve her türlü dış müdahaleyi reddeder.
  • Arap Ligi, BM Güvenlik Konseyinden Libya’da derhal bir uçuşa yasaklı bölge uygulamasını başlatmasını isteyecektir.
  • Arap Ligi, Libya muhalefeti ile temas kuracak ve meşruiyetini kaybetmiş Libya Yönetiminin saldırılarına hedef olan Libya hal-kına destek verecektir.

 

BM Güvenlik Konseyinin 18 Mart 2011 tarihli ve 1973 sayılı kararının ana unsurları ise şunlardır:

  • Libya’da sivil halka karşı girişilen kapsamlı ve sistematik saldırılar bir insanlık suçu teşkil edebilecek düzeydedir.
  • Arap Ligi, Afrika Birliği ve İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), Libya’daki ciddi insan hakları ve uluslararası insancıl hukuk ihlallerini kınamışlardır.

 

Bunları dikkate alan Güvenlik Konseyi;

  • Ateşin derhal kesilerek sivillere yönelik tüm saldırıların durdurulmasını,
  • Krize bir çözüm bulmaya yönelik çabaların yoğunlaştırılmasını,
  • BM üyesi ülkelerin, münferiden veya bölgesel örgüt veya düzenlemeler çerçevesinde ve BM Genel Sekreteri ile işbirliği halinde, Libya Yönetimince sivillere yöneltilen saldırıları durdurmak ve hava sahasında bir uçuşa yasaklı bölge tesis etmek amacıyla gerekli tüm önlemleri almak hususunda yetkilendirilmesini,
  • Libya topraklarının herhangi bir kısmının, her ne şekilde olursa olsun yabancı kuvvetlerce işgalinin bu yetkilendirme dışında kaldığını,
  • Libya’ya uygulanmakta olan silah ambargosunun devamını,

kararlaştırmıştır.

 

1973 sayılı kararda, Arap Ligi’nin yukarıda konu edilen kararına, Afrika Birliği ve İslam Konferansı Örgütü tarafından Libya’daki gelişmelere ilişkin olarak yayınlanmış olan bildirilere yollama yapılmaktadır. Özel önemi nedeniyle, Arap Ligi’nin 12 Mart 2011 tarihli kararına kısaca değindim. Diğer iki örgütün tutumlarını yansıtan belgeler için de şu genel gözlem yapılabilir: Bunlarda kaygı ve kınama ifadeleri vardır, ancak öncelik barışı zorlayacak diplomatik çabalara verilmiştir. Libya’nın bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne vurgu yapılmıştır.

Güvenlik Konseyinin 1973 sayılı kararı kabulünden bir gün sonra, 19 Mart 2011 tarihinde Paris’te düzenlenen toplantıda, resmen böyle denilmese de, ABD, Fransa ve İngiltere’nin önderliğinde Libya’ya karşı askeri harekat başlatılması kararı alınmıştır. Kararın krizin çözümüne yönelik çabaların yoğunlaştırılmasına ilişkin maddesi görmezden gelinmiştir. Harekatın kapsam ve şiddeti Arap Ligi çevrelerinde kaygı yaratmıştır. Harekâtın hedefinin 1973 sayılı kararda değinilen hususlarla sınırlı mı olduğu, rejim değişikliğini kapsayıp kapsamadığı açıkça tartışıl-maya başlanmıştır. ABD, Fransa ve İngiltere makamlarından bu konuda birbiriyle çelişen beyanlar gelmiştir. Ancak neticede, 1973’ün kapsamı dışında kalmakla birlikte koalisyonun amacının rejim değişikliği olduğu noktasında hiçbir duraksama kalmamıştır. Nitekim bu, Sarkozy, Cameron ve Obama’nın 15 Nisan 2011 tarihinde International Herald Tribune gazetesinde yayınlanan ortak makalesiyle teyit edilmiştir. Muhaliflere yardımcı olmak üzere danışmanlar, istihbarat elemanları gönderilmiştir. Silah yardımı da yapılmıştır. Bunlar aslında herkesin tahmin edeceği gelişmelerdi

Netice itibariyle, 1973 sayılı karar Arap Ligi kararının içeriğini, harekâtın kapsamı ise 1973’ün çizdiği çerçeveyi aşmıştır. NATO da tarihinde ilk kez, hukukun sınırlarını zorlayarak, bir rejim değişikliği operasyonuna girişmiştir. “Ya Afganistan?” diyenler elbet çıkabilir ancak o çok farklı bir örnektir.

Kaddafi 20 Ekim 2011 tarihinde, yani bundan iki sene önce demokrasi adına yapıldığı iddia edilen bir başkaldırıya yakışmayacak biçimde öldürüldü. Cesedi bir depoda günlerce teşhir edildi. Libya hala istikrar arayışında. Milisler başbakanı kaçırabiliyor. Başkente baskın düzenleyip onlarca kişiyi katledebiliyor. Ülkede güvenlik ve istikrar yok. Bunları sağlayabilecek ulusal bir güç yok. Nitekim ABD şimdi Libya’da çekirdek bir kuvveti eğitmek, donatmak seçeneğini düşünüyor. Libya ulusal meclisi ülkeye şeriatı egemen kılmayı kararlaştırdı.

Kaddafi dengesiz, acımasız bir diktatördü. Ama ne olursa olsun, askeri müdahaleden önce siyasi çözüm arayışlarına kısa bir süre için de olsa son bir şans daha tanınabilirdi. Can kaybı azaltılabilirdi. İntikam duygularının, kutuplaşmanın doruğa çıkması engellenebilirdi. Ülkede mevcut silahlar Mali’deki radikallere gitmezdi. Belki de Libya konusunda içtenlikli bir işbirliği sonucu Güvenlik Konseyi’nin Suriye konusunda bu kadar uzun bir süre bölünmesi engellenebilirdi.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s