Başkan Obama ile Dış Politikada Ufuk Turu

12 Ağustos 2014
Başkan Obama, İŞİD’e karşı hava harekatına yeşil ışık yaktığını duyurduğu açıklamanın ardından, New York Times gazetesi yazarı Thomas L. Friedman’a, gazetenin 8 Ağustos tarihli nüshasında yayınlanan bir mülakat verdi. Kararının temelinde yatan yaklaşımı, gelişmelere bakış biçimini bir kez daha izah etti. Daha önceki bazı yazılarımda, Başkan Obama’nın 6 Nisan 2006 tarihli TBMM hitabı başta olmak üzere, önemli konuşmalarına etraflıca değinmiştim(*). Güncel içeriği ve verdiği mesajlar nedeniyle bu mülakatta dile getirdiği görüşleri de, Thomas L. Friedman’ın “Obama’nın Dünya’ya Bakışı” (Obama on the World) başlıklı yazısındaki sırasıyla, aşağıda sunuyorum.
• ABD, Orta Doğu gibi bölgelerin sorunlarına ancak oradaki değişik toplum kesimlerinin, galip/mağlup ayırımını aşmış, dışlayıcı olmayan bir siyaset üzerinde birleşmeleri halinde katkı sağlayabilir. ABD, Irak Şiilerinin veya bir başka kesimin hava kuvveti olamaz.
• Rusya Ukrayna’yı her an işgal edebilir. Bunu yaparsa, benim dönemimin geri kalan bölümünde yeniden işbirliğine dayalı bir ilişki kurmamız çok daha güç olur.
• (“Irak’tan çekilmesek daha mı iyi olurdu” sorusuna yanıt olarak) Irak’taki Şii çoğunluk Sünnilere ve Kürtlere daha etkin biçimde el uzatabilseydi, Baas’tan arındırma yasalarını çıkarmasaydı, orada yabancı askeri güç bulunmasına gerek kalmazdı.
(“Laik Suriye direnişçilerini daha erken bir aşamada silahlandırsak durum daha iyi olmaz mıydı?” sorusuna yanıt olarak) Direnişçilere hafif hatta ileri silahlar vermenin fark yaratacağını düşünmek hep bir hayal olmuştur. Doktorlardan, çiftçilerden, eczacılardan oluşan bir gücün, iyi silahlanmış, Rusya ve İran tarafından desteklenen devlet kuvvetlerine ve savaş tecrübesine sahip Hizbullah’a karşı durması, hiçbir zaman bir seçenek olmadı.
• Odaklanmamız gereken nokta şu: Irak’ta durumundan şikayetçi bir Sünni azınlık, Suriye’de ise Sünni çoğunluk var. Bunların beklentilerine yanıt verilmedikçe sorunlar ortadan kalkmayacaktır. Irak’taki Şii çoğunluk bir süre bunu kavrayamadı. Şimdi anlamaya başladılar ancak ne yazık ki bu defa da İŞİD ortaya çıktı. Bu örgütün ortalama Sünni tarafından benimsendiği kanısında değilim ama bir boşluğu dolduruyor. Sorun İŞİD’e nasıl askeri tepki vereceğimizden çok küresel ekonomiden kopmuş o bölgedeki Sünni çoğunlukla nasıl konuşacağımızdır.
• İran sonunda, Irak’taki Şiilerin maksimalist tutumlarının uzan vadede başarısız olacağını anlamaya başladı. Aslında bu bütün ülkeler için geçerli bir ders: “Her şey benim olsun”, “ya hep ya hiç” diyen her hükümet, er ya da geç başarısızlığa uğrar.
• Askeri güç her şeyi çözemez ancak biraz zaman sağlar. Bir toplumun uzun vadede ayakta kalabilmesi, insanlarının bir arada nasıl yaşayacaklarına, çıkarlarını nasıl bağdaştıracaklarına, nasıl uzlaşacaklarına bağlıdır. Yolsuzluk gibi sorunlara gelince, bu kültürün değiştirilmesi halkların ve liderlerin sorumluluğudur. Dostları olarak onlara atacakları her adımda yardımcı olabiliriz ancak her şeyi onlar adına biz halledemeyiz.
Eğer jenosit gibi bir tehdit söz konusu ise, bir ülke bizi orada görmeye istekliyse, o insanların korunması gerektiği noktasında güçlü bir uluslararası fikir birliği mevcutsa ve biz de bu yeteneğe sahip isek, o takdirde müdahale bizim için bir yükümlülük olur.
• Kürtler askerlerimizin kendilerine sağladığı zamanı iyi değerlendirdiler. Kürt bölgesi bizim de istediğimiz bir düzene sahip. Başka din ve mezheplere karşı, bizim her yerde görmeyi arzu edeceğimiz bir hoşgörü sergilemekte. Dolayısıyla bunların da korunmasını isteriz. Ancak genel olarak, Irak’taki kesimler toparlanamadığı, kendilerini korumak ve İŞİD’e karşı koyabilmek için gerekli siyasi adımları atamadığı sürece, Irak’ın hava kuvvetine dönüşmemize de karşıyım.
• İŞİD ortaya çıkar çıkmaz Irak genelinde hava harekatına girişmedik çünkü bu Maliki üzerindeki baskıyı azaltacak, Maliki ve diğer Şiileri “Uzlaşmamıza, yeni kararlar almamıza, geçmişte neyi yanlış yaptığımıza bakmamıza gerek yok. Amerikalılar bizi yine düzlüğe çıkarırlar, biz de eskisi gibi devam ederiz.” demeye sevk edecekti.
• Irak’taki her kesime şunu söylüyoruz: “Sizin dostunuzuz ancak sorunlarınızı çözemeyiz. Sorunlarınızı bastırmak, ertelemek için tekrar asker gönderemeyiz. Uzlaşıya dayalı bir hükümet kurmaya ve idame ettirmeye, mezhepçilik yansıtmayan ve sivil otoriteye karşı sorumlu bir silahlı gücü inşa etmeye hazır ve istekli olduğunuzu bize göstermelisiniz.
• İŞİD’i bastırmakta stratejik çıkarımız var. Bunların Suriye ve Irak’ta  halifelik kurmasına izin vermeyeceğiz ancak bunu yapabilmemiz için arazideki ortaklarımızın da doldurulması kolay boşluklar bırakmamaları gerekiyor. Keza, Sünni aşiretlere, yerel yönetici ve liderlere elimizi uzatacak isek, onların da bir şeyler için mücadele ettiklerini bilmeleri lazım. Yoksa İŞİD’i bir süre için kaçırtırız ama uçaklarımız oradan ayrılır ayrılmaz tekrar ortaya çıkarlar.
• (İsrail için kaygı duyup duymadığının sorulması üzerine) İsrail’in nereden nereye geldiğini görmek çok etkileyici. Hiç yoktan böylesine canlı, böylesine başarılı, müreffeh ve güçlü bir ülke ortaya çıkarabilmiş olmaları Yahudi halkının yaratıcılığının, sahip olduğu enerji ve vizyonun göstergesidir. İsrail askeri açıdan güçlü olduğu için onun bekası konusunda kaygı duymuyorum. Sorun İsrail’in bekasını nasıl sürdüreceğidir. Demokrasisini ve yurttaşlık geleneklerini nasıl muhafaza edeceğidir. İsrail’i kuranların sahip oldukları iyi değerlerin nasıl korunacağıdır. Ben hep şuna inanmışımdır: bunu yapabilmenin yolu Filistinlilerle barış içinde yan yana yaşayabilmektir. Onların da meşru beklentileri olduğunu, burasının onların da toprağı, yaşam alanı olduğunu kabul etmektir.
• (Kendisinin, Başbakan Netanyahu ve Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas’ı “toprak karşılığında barış”a ikna etmek için biraz daha zorlayıcı olup olamayacağının sorulması üzerine) Bunu yapması gerekenler onlardır. Başbakan Netanyahu’nun kamu oyu desteği benimkinden yüksek ve Gazze harekatı bunu daha da yukarı çekti. İçerden bir baskı hissetmezse, yeni yerleşim merkezleri kurulmasını isteyenleri karşına almak dahil, zorlu uzlaşıları göze alamayabilir. Mahmud Abbas’a gelince, orada sorun biraz değişik. Bazı açılardan Netanyahu’nun fazlaca güçlü Abbas’ın ise fazlaca zayıf olması, ikisinin bir araya gelip Sedat ve Begin’in alabildikleri cesur kararları almalarını zorlaştırıyor. Filistinlilerin ve İsraillilerin yarından ötesine bakabilmek için liderlik sergilemeleri gerekiyor. Siyasetçilerin yapmakta en fazla zorlandıkları ise olayları uzun vadeli olarak değerlendirebilmek.
• Aldığım derslerden bugüne yansıması olan bir örnek vereyim: Kaddafi’yi deviren koalisyona katılmış olmamız. Bunun doğruluğuna yüzde yüz inanmıştım. Müdahale etmeseydik Libya muhtemelen Suriye’ye benzerdi. Daha çok can kaybı, daha çok karmaşa ve daha çok tahribat olurdu. Ancak şu da bir gerçek ki biz de Avrupalı ortaklarımız da, müdahaleye başladığımız takdirde sonuna kadar gitmemiz gerekeceğini göz ardı ettik. Sonra Kaddafi’nin gittiğinin ertesi günü herkes mutlu oldu ve “teşekkürler Amerika” diyen pankartlar açtı. Böyle zamanlarda hiçbir yurttaşlık geleneği olmayan toplumları yeniden inşa edebilmek için çok daha kapsamlı bir çaba gerekiyor. Bu benim, “askeri bir müdahalede bulunmalı mıyız? Ertesi gün için hazırlığımız nedir?” sorularını her soruşumda hatırladığım bir derstir.
Evet, Başkan Obama’nın söyledikleri bunlar.
Önce kendisinin Rusya ile ilgili sözlerine ilişkin kısa bir gözlem: Ukrayna geriliminin varacağı noktanın ABD-Rusya ilişkileri bakımından taşıdığı önem ortada. Onun ötesinde, ABD şu sırada İŞİD’e karşı ucu açık bir hava harekatına girişti. Rusya ise Irak’a önemli miktarlarda silah satışına başladı. Rusya Savunma Bakanı Sergey Shoygu Irak’la ilişkilerin geliştirilmesini “stratejik bir öncelik” olarak nitelendirmiş. Dolayısıyla, Irak’ın ABD-Rusya denklemindeki yeri, izlenmesinde yarar bulunan bir konu olarak gündemimize girebilir.
Doğrusunu söylemek gerekirse, Başkan’ın beni en çok etkileyen beyanları Libya müdahalesinden aldığını belirttiği ders oldu. Bunun üç nedeni var:
Birincisi, ABD’nin Libya müdahalesinden hemen sonra bunun Obama’nın yaklaşımından bir sapma olduğunu dile getirmiştim. Şimdi zamanında bu müdahalenin gerekliliğine tam olarak inanmış olduğunu söylüyor ama…
İkincisi, Başkan’ın bu ifadeleriyle “çıkış stratejisinin” önemine vurgu yapmış olması. “Müdahalede bulunduk ve başarılı olduk, sonra?” sorusunun yanıtının, müdahalede bulunmadan önce verilmiş olması gerektiğine dikkat çekmesi. Türkiye’de de bunu duyması gerekenler var. İşte Suriye…
Üçüncüsü ve her şeyden önemlisi, dünyanın en kudretli kişisinin “ders aldığını” kabullenmesi, bunu rahatlıkla söyleyebilmesi. Bırakın Orta Doğu’yu, dünyada bunu yapabilen kaç lider var?
Obama’nın sorunların çözümünün ancak yerel yaklaşımlarla, uzlaşı ile mümkün olabileceğine dikkat çekmiş olması, bunu çarpıcı ifadelerle açıklaması da önemli. Kendisi, Irak’ın mezhepsel bölünmüşlüğüne, uzlaşma aramamaktaki inada, ülkede barış ve istikrarı engelleyen önemli nedenler olarak değinmiş. Bu arada Suriye’ye de temas etmiş. Ama biliyoruz ki örnekler bu ikisinden ibaret değil.
ABD Dışişleri Bakanı Kerry geçtiğimiz günlerde yine Kabil’de idi. Oraya neden bu kadar sık gidiyor? Çünkü, Cumhurbaşkanlığı seçimini kendisinin kazandığını iddia eden iki siyaset adamı/lider neredeyse ülkeyi bir kez daha bölecekler, daha derin bir istikrarsızlığa sürükleyecekler. Böyle kişilerle Afganistan’ın geleceğinden nasıl umutlu olunacak?
Bağdat’taki bazı Şii siyasetçiler ABD’nin geç kaldığından, İŞİD’e karşı sırf kendi çıkarlarını düşünerek eyleme geçmiş olmasından şikayetçi imişler. Bu ve benzeri beyanlar Maliki’nin başbakanlık görevini bırakmaya niyeti olmadığına ilişkin haberlerle birleşince ABD Yönetimi Başkan Obama’nın yukarıdaki beyanlarını Maliki’ye yönelik “kişiye özel” bir mesaja dönüştürdü. Kerry, Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum’un başbakanlık görevini Haydar el-Abadi’ye vermiş olmasından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Anayasal sürecin mecrasında yürümesine verdiği önemi vurguladı. Başkan Yardımcısı Biden Haydar el-Abadi’yi arayarak kendisini kutladı. Son olarak da Başkan Obama tatil yeri Martha’s Vineyard’daki kısa açıklamasıyla adını anmasa bile Maliki’yi hükümet oluşturulması sürecini engellememesi için kuvvetle uyardı.
Eski Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Irak’ta bugün yaşanmakta olan sıkıntının Maliki ile Obama’nın sorumluluğu olduğunu söylemiş.
Irak’ta son dönemde tekrar ön plana çıkaran nedir? İŞİD Musul’u ele geçirdi ve her şeyini bırakıp kaçan Irak ordusunun arkasından neredeyse Bağdat’a kadar geldi. Ben şu kadarını ifade edeyim: ABD‘nin Irak’ı işgali öncesinde, T.C. Dışişleri Bakanlığı’nın tüm yetkilileri, Amerikalı muhataplarına, Irak ordusunun milli bir kurum olduğunu, dağıtılmaması gerektiğini, mutlaka bir şey yapılacaksa bunun en üst kademede sınırlı bir tasfiye olabileceğini, aksi takdirde ülkede asayiş sağlanamayacağını, terörün artacağını söylediler. Ama ordu dağıtıldı. Bu sadece bir güvenlik sorunu yaratmakla kalmadı aynı zamanda bölünmüşlüğü teşvik etti. Bu yanlışın üzerine, aralarında Abu Greyb olayının da bulunduğu başkaları eklendi ve Irak’ın kendi içinde uzlaşması için gerekli zemin yaratılamadı. İktidar hırsı ve yolsuzluklar her şeyi daha da dibe çekti. Bütün bu yanlışlar saklı kalmak koşuluyla, artık dağılma sürecine girmiş Irak’ın siyasetçileri hala aralarında uzlaşamıyorlarsa, bu da onların sorumluluğudur.
Başkan Obama’nın siyasi mirası hakkında nihai yargıyı verecek olan elbette Amerikan halkıdır. Ne var ki Amerikan başkanlarının aldığı kararlar küresel sonuçları itibariyle sadece Amerikan halkını değil herkesi etkileyebiliyor. Dolayısıyla, bütün dünya vatandaşlarının ABD Başkanları hakkında kanaat belirtme hakkına sahip olduğunu düşünüyorum.
Bu bağlamda, bir bölge insanı olarak, Başkan Obama’nın selefinden farklı bir çizgide olmasını çok doğru buluyorum. Hiç inançlı olamasam da, bölge halklarının ve liderlerinin söylediklerine kulak vereceklerini ümit etmek istiyorum.
Obama’nın yaklaşımları olumlu bir değerlendirmeyle gündeme getirildiğinde kimilerinin buna tepki gösterdiğini; hemen ABD’nin hala bölgeye efendilik etmek istediğine, Orta Doğu’da sınırların emperyalist güçler tarafından yeniden çizilmekte olduğuna değinildiğini de biliyorum. Büyük güçlerin kendine özgü dünya görüşlerine sahip olduklarını, bu görüşlerini ve çıkarlarını zorlamak için değişik yöntemler kullandıklarını, yaptıklarının her zaman savundukları ilkelerle örtüşmediğini kimse inkar edemez. Ancak bu, bölge halklarının, liderlerinin, siyaset adamlarının ülkelerinin esenliği için ne yaptıklarını, kendi aralarında ne kadar uzlaşabildiklerini sorgulamamıza engel teşkil etmemelidir. Her sıkıntıyı dışarı fatura etmek gibi bir kolaycılığın gerekçesi olmamalıdır.

(*) “Başkan Obama’nın Orta Doğu’ya Yaklaşımı”, Aralık 2013; “Başkan Obama’nın West Point’te Yaptığı Konuşma”, Haziran 2014

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s