Karanlıkta Dış Politika

6 Temmuz 2014

Irak ve Suriye’de iç savaş sürüyor. Her iki ülke de parçalanma sürecine girdi mi, girmedi mi, parçalanma neyi çözümleyecek veya çözümlemeyecek bunun tartışması yapılıyor. Avrupa entegrasyonu ekonomik ve siyasi temelde bütünleşmeyi hedef almıştı. Orta Doğu ise mezhep temelinde entegrasyona gidiyor. Avrupa bunu uzun bir süreç içerisinde, bir yapının tuğlaları gibi üst üste konulan anlaşmalar ve bu anlaşmalarla oluşturulan kurumlar aracılığı ile gerçekleştirmişti. Orta Doğu savaş yöntemine itibar ediyor. Lübnan’ın olayların içine daha fazla çekilmesi olasılığı artıyor.

Körfez’de birileri, sıranın kendilerine gelmesi olasılığından kaygı duyuyor.

Bölgesel sorunlara, politikalara şeffaflığın değil, aksine dezenformasyon çabalarının, karanlık ilişkilerin, gizli gündemlerin egemen olduğu bir dönemden geçiyoruz.

Mısır’la ilişkilerimizde gerilim sürüyor çünkü Türkiye, otoriter/baskıcı Sisi yönetimiyle işbirliğini kendi “ileri demokrasi” standartlarına uygun bulmuyor!

İsrail’le ilişkilerimizi kavramak olanaksızlaştı. Bir yanda Mavi Marmara gerginliği sürüyor görünürken diğer yanda Irak ve Suriye gibi iki yaşamsal konuda tamamen örtüşen tutumlar içerisindeyiz.

ABD ile “stratejik” işbirliğimiz soğuk bir ortamda ve mecburculuk temelinde yürüdüğü izlenimini veriyor.

AB ile müzakere süreci bitmiş, ölüm kağıdının alınması bekleniyor. Otopsiye gerek duyulmayacak çünkü ölüm nedenini merak eden yok. Herhalde, “pek seveni de yoktu; eceliyle gitti, toprağı bol olsun” denilecek.

Uluslararası ilişkilerde, özellikle ABD-Rusya münasebetlerinde sıkıntılı günlerden geçiliyor.

Karadeniz üzerinden komşumuz Ukrayna’da gerilim sürüyor.

Ve biz herhalde bir ada ülkesi olduğumuzu, açık denizlerde, okyanusun ortalarında bir yerlerde seyrettiğimizi düşündüğümüz için bütün bu sorunlara yabancı gibiyiz. Gazete haberleri dışında, Irak ve Suriye’ye komşu olduğumuzu hatırlıyor muyuz?

TBMM’de çok önemli dış politika meselelerinin ele alındığı oturumları izliyorum. Sıralar, özellikle iktidar partisinin sıraları neredeyse boş.

On yıllardır partiler üstü bir anlayışla yürütülen dış politika artık yok.

Dış politika konularında kamuoyuna yönelik hiçbir aydınlatma çabası yok.

Şeffaflık yok.

Bozuk plak misali sürekli tekrarlanan, üç aşağı beş yukarı, şu: ”Biz büyük ülkeyiz. Kimse bizi test etmesin. Dünyadaki tüm sıkıntıların sorumlusu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’dir. İçerde kimse dış politikayı eleştirmesin çünkü bu dışarıdaki hasımlarımızın amacına hizmet olur…”

Çevremize bakıyorum ve sadece, Suriye’ye karşı siyasetimizi anladığımı sanıyorum: Esad’a ölümüne karşıyız. Tabii “anlıyorum” demek “onaylıyorum” demek değil zira bu konuda en başından itibaren yanlış yolda olduğumuza inanıyorum.

Peki gerisi?

Irak’ta ne istiyoruz? Ne yapıyoruz? Bize göre çatışmanın daha da yayılması olasılığı var mı? Bunu istiyor muyuz, istemiyor muyuz? İstiyorsak beklentimiz nedir? İstemiyorsak ne yapıyoruz? Amacımız nedir?

Şam’la tüm köprüleri yaktık; Bağdat’la da öyle mi? İsrail ve Mısır’la ilişkilerimizin geleceği hakkında ne düşünmekteyiz?

Sisi ile Esad’ı aynı kategoriye mi koyuyoruz? Kahire ile de bütün köprüler yakıldı mı? Dış politika amaçlarımız nedir ve hangi ülkelerinkiyle örtüşmektedir?

Stratejik ortaklıkla ölümüne düşmanlık arasında başka renkler olabildiğini biliyor muyuz?

Bölgesel karmaşanın ekonomimiz üzerindeki etkisi nedir? İşler daha da kötüye giderse hangi önlemleri almayı düşünüyoruz?

Bu listeyi sayfalarca uzatmak olanaklı ama anlamsız. Türkiye’nin demokrasi yolunda, “iki ileri bir geri” de olsa, ilerleyen bir ülke olma özelliğini hızla yitirmekte olduğunu, kuvvetler ayırımı ilkesinin çoktan rafa kaldırıldığını, siyasi diyalogun sıfır düzeyinde seyrettiğini, kutuplaşmanın tehlikeli boyutlara vardığını artık bütün dünya biliyor.

Peki biz, bütünleşmekte olduğumuz Orta Doğu’da “Kopenhag kriterleri”nin değil “Tikrit kriterleri”nin geçerli olduğunu biliyor muyuz? Kimse bana basın özgürlüğünden söz etmesin lutfen! Bir ülkede üç-beş köşe yazarının düşündüklerini yazabilmesi o ülke rejiminin demokrat olarak tanımlanmasına olanak vermiyor. Demokrasinin evrensel kriterleri başkadır. Biz bunlarla da çok fazla ilgilenmiyor olabiliriz. Bunu, hiç içime sindiremesem dahi artık anlıyorum.

Ama, çevresi yangın yerine dönmüş bir ülkenin dış sorunlara bu denli bigane kalmasını, önünü görmeye ilgi duymamasını, hükümetin halkı aydınlatmaktan inatla kaçınmasını, herkese suskunluk önermesini anlayamıyorum. Çünkü çevremizdeki sorunlar hızla “daha çok dış politika sorunu” olmaktan “daha çok güvenlik sorunu” olmaya dönüşmektedir; hem de başımızı, içerde ve dışarıda, çok daha fazla derde sokma potansiyeline sahip olarak…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s