Türkiye-İsrail İlişkileri: Hangi Noktadayız?

 

Türkiye ve İsrail on yıllar boyunca iyi ilişkiler sürdürdüler. Bu durum uzunca bir süre, Türkiye’ye karşı esasen karmaşık duygular besleyen Arap ülkelerinin bize bakışlarında olumsuz bir etken oldu. Ancak zamanla onlar da bu işbirliğinin kendi çıkarlarına yönelik olmadığını gördüler. Üstelik Türkiye-İsrail ilişkileri kendilerine, canları istediğinde Türkiye’yi eleştirmek için bir fırsat da sağladı. Örneğin bir kısmı bunu, Kıbrıs sorununda Rum-Yunan tezlerine destek vermek için pek dillendirilmeyen bir gerekçe olarak kullandılar. Yunanlılar Orta Doğu’da birçok Arap ülkesine yayılmış, yerleşmiş durumdadır ve onlarla ilişkileri iyidir.

Türkiye’de 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) iktidara gelmesi Türkiye-İsrail ilişkilerine bir belirsizlik unsuru getirdi. İsrail AKP’nin İslami köklerinden ve Filistin sorununa verdiği önemden kaygı duymaya başladı. Ankara ise, Amerikan işgaliyle beraber İsrail’in Irak Kürtlerine desten vermeye başladığına ilişkin duyumlardan rahatsızdı. Bu karşılıklı kuşkulara rağmen ilişkiler, Başbakan Erdoğan’ın, 30 Ocak 2009 tarihinde, Davos’daki Dünya Ekonomik Forumunda,  İsrail Cumhurbaşkanı Shimon Peres’i ağır biçimde eleştirdiği “one minute” olayına kadar olağan seyrini sürdürdü. Ancak bu olay, Filistin sorununun AKP’nin gündeminde pek yüksek bir noktada, hatta en üstte yer aldığını gözler önüne serdi ve ilişkiler de baş aşağı gitmeye başladı.

“One minute” bunalımını “Mavi Marmara” olayı izledi. Bir Türk sivil toplum örgütü bir filo ile Gazze ablukasını delerek oraya yardım götürme kararı aldı. İsrail buna izin vermeyeceğini duyurduysa da örgüt bunu dikkate almadı. Hükümet de işi kendi seyrine bıraktı. Neticede İsrail Silahlı Kuvvetleri filonun bayrak gemisi Mavi Marmara’ya çıktılar ve çıkan karmaşada dokuz Türk vatandaşını öldürdüler.

Olay Birleşmiş Milletler bünyesinde iki ayrı yerde ele alındı.

Cenevre’de faaliyet gösteren BM İnsan Hakları Konseyi gerek Gazze ablukasının gerek Mavi Marmara baskınının yasa dışı olduğunu belirten bir rapor yayınladı. Rapora göre İsrail baskını uluslar arası hukuku, bu bağlamda uluslar arası insancıl hukuku ihlal etmişti ve ortaya çıkan zarar tazmin edilmeliydi. Ancak rapor, yardım filosunun yardım götürme dışında bir siyasi amacı olduğuna da dikkat çekti. İsrail Konsey’le işbirliği yapmaktan kaçındı.

Olay ayrıca, Yeni Zelanda eski Başbakanı Geoffrey Palmer’in başkanlığını yaptığı ve bu nedenle onun da adıyla anılan, “BM Genel Sekreteri’nin Soruşturma Paneli” tarafından da incelendi. Bu panele Türkiye ve İsrail de birer temsilci verdiler. Türk ve İsrailli temsilciler anlaşamayınca Başkan, Panel’in yetki belgesinde öngörüldüğü şekilde, diğer iki temsilciyle birlikte raporunu yazdı.

Panel, Gazze ablukasının yasal olduğu sonucuna vardı. Yardım filosunun davranışlarını sorumsuz olarak niteledi. İsrail baskınının ise “aşırı” olduğu saptamasını yaptı. İki ülkeyi ilişkilerini, düzeltmeye davet etti. İsrail’e uygun bir üzüntü beyanında bulunmasını, ölenlerin ailelerine ve yaralılara tazminat ödemesini önerdi.

Özetle, BM bünyesinde ortaya iki rapor çıktı. Biri Türkiye’yi, diğeri ise İsrail’i memnun etti.

Türkiye bundan sonra çıtayı yükseltti ve İsrail’le ilişkilerde bir düzelmenin aşağıdaki üç koşula bağlı bulunduğunu açıkladı:

  • Resmi bir özür,
  • Tazminat ödenmesi,
  • Gazze ablukasının kaldırılması.

20 Mart 2013’de Başkan Obama İsrail’e bir ziyarette bulundu. Orada iken telefonla Başbakan Erdoğan’ı aradı ve onun Başbakan Netanyahu ile konuşmasını sağladı. Anlaşıldığına göre İsrail Başbakanı bu görüşme sırasında muhatabından özür diledi ve o da bunu kabul etti.

“Özür” Türkiye’de bir tartışma başlattı. Özür gerçek bir özür müydü? Netanyahu tam olarak ne demişti? Bir telefon görüşmesi resmi bir özür için yeterli miydi? Gazze ablukasının kaldırılması şartı ne olacaktı? İlişkiler bundan sonra nasıl gelişecekti?

Bazıları bu özrü bir diplomatik başarı olarak takdim ettiler. Bazıları ise özrün daha önce ortaya konulmuş kriterleri karşılamadığını söylediler. Bu tür sorular elbet akla gelebilir. Ancak, özrün değerini ortaya koyacak olan ilişkileri nereye taşıyabileceğidir. Özürden hemen sonra Başbakan Erdoğan’ın Gazze’yi ziyaret edeceği açıklanmıştı. Gerçekleştiği takdirde bu ziyaret de geleceğe dönük bazı ipuçları verecektir.

Şimdilik söylenebilecek olan şudur: İsrail bölgede yalnızlaştığını gördüğü için, Suriye’deki gelişmelerden ve İran nükleer programından kaygı duyduğu için Türkiye ile ilişkilerindeki çıkmazı aşmak istemiştir. Buna mukabil Türkiye çok daha fazlasını istemekle birlikte Başkan Obama’nın telefon diplomasisine kapıyı kapatamamıştır.

Anlaşıldığı kadarıyla şu sırada müzakeresi yapılmakta olan İsrail’in Mavi Marmara olayında ölenlerin ailelerine ve yaralananlara ödeyeceği tazminatın miktarı ve bunun tanımıdır. Bu da sağduyu gerektirmektedir. Bundan sonra iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin düzeyi gündeme gelecektir.

Elbette şöyle düşünmek de mümkün: “Orta Doğu şu sırada farklı bir dönemeçte. İsrail öteden beri Esad’ın en amansız hasmıydı. Türkiye Esad’ın dostuydu ama sonra o da Esad’ı düşman ilan etti. İsrail’in Mesud Barzani ile hep iyi münasebetleri vardı. Türkiye ise eskiden Barzani’ye şüphe ile bakarken şimdi ona güven sergilemekte. İsrail uzun süredir İran’a tehditler yöneltmekteydi. Türkiye’nin İran’la bir ara çok sıcak olan ilişkileri acaba hala öyle mi? Bütün bunlar Türkiye ve İsrail’i birbirine yaklaştırmıyor mu?

Tablo bu kadar net değil.

Birincisi, Türkiye ve İsrail’in Suriye’nin geleceğiyle ilgili beklentilerinin örtüştüğünü söylemek güçtür.

İkincisi, Türkiye’nin Barzani yönetimiyle ilişkileri yeni sınavlar gerektirebilir.

Üçüncüsü, İran nükleer programına ilişkin bir ilk adım atılmış olmakla birlikte bu zor bir konudur. İsrail bu konuda daha sert bir tutum içerisinde. Türkiye de nükleer silahlara sahip bir İran görmek istememekle birlikte, hemen yanı başında yeni bir sıkıntıya tahammülü yoktur.

Dördüncüsü Gazze ablukası elan yürürlüktedir.

Nihayet beşincisi, iki hükümet arasında bir kimya uyuşmazlığı bulunduğu yadsınamaz.

Bu tablo derinlikli bir işbirliğine izin vermeyecektir. İsrail Türkiye’ye hep kuşku ile bakacak ve çıkabilecek yeni krizler için teyakkuzda olacaktır. Türk hükümeti ise İsrail’e ve Gazze’ye ilişkin hissiyatını değiştiremeyecektir. Amerikan müdahaleleri bazen bir fark yaratabilse de bunun sınırları vardır.

Her şeye rağmen, “barışmaya yönelik bir gündem”, biraz “sessizlik” düşmanca söylemlerden daha iyidir.

Diğer yandan, Obama Yönetiminin büyük bir gayretle teşvik ettiği İsrail-Filistin görüşmelerinde mesafe alınması, sadece Türkiye-İsrail ilişkileri bakımından değil bölgesel ve kültürlerarası barış bakımından güncel tabloyu değiştirebilecek temel faktör olmak özelliğini korumaktadır.

 

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s